9 Mart 2026 Pazartesi
KUŞLAR
Aristophanes'in 2600 yıl önce yazıp sahneye konulan oyunu..
Antalya Devlet Tiyatrosu'nun da sezonda sahneleyip Ankara'ya turneye getirdiği oyun..
Hafta sonu Küçük Tiyatro'da izledim..
Akün'ün sahnesine daha da yakışırdı bence..
Görsel tarafı güçlü bir oyundu..
Konusu gereği dekor,kostüm tasarımcılarının yaratıcı taraflarını ortaya koyma fırsatını bol bol ortaya koyma fırsatı tanıyan bir oyun Kuşlar..
(Dekor:Tayfun Çebi,kostüm :Aslıhan Fakı)
Işık tasarımını ve müziğini de beğendim..
(Işık:Barbaros Gülaçtı,Müzik:Gürkan Çakıcı)
Yönetmen K.Alpay Aksu da bütün parçaları biraraya getiren kişi olarak bize güzel bir oyun sundu..
Oyunda görevli her oyuncunun ağırlıklı rolü olması nedeniyle başrol olmaması da güzeldi..
Herkes performansını sergiledi..
Kimse kimsenin önünde ya da arkasında değildi..
Bir buçuk saat boyunca hem ibretli hem eğlenceli bir oyun seyrettik..
Antik çağdan bugüne gökkubbenin altında çok bir şey değişmediğini de acı acı işittik..
"Gücün tadına bakan şerbet gibi içiyor zehri "gerçekten..
Oyun metni internetten okunabildiği için konusunu yazmadım,88 sayfalık kısa bir metin zaten..
Güç ve iktidar olgusunun ne kadar etkili ve karakterleri ve kitleleri değiştirici olduğunu pek güzel anlatıyor zira..
Şanslı Antalyalılar da kendi şehirlerinde seyredebiliyorlar,seyretmeliler..
2 Mart 2026 Pazartesi
EDMOND
Hafta sonu Cüneyt Gökçer Sahnesi'nde izledim..
Ankara Devlet Tiyatrosu'nun yeni oyunlarından..
Alexis Michalik'in yazdığı oyunu İpek Özgüven çevirmiş, İlham Yazar yönetmiş..
Yönetmenin adını görünce "Oooo!" dedik..
Daha önce yönettiği başka oyunlara gitmişliğimiz var..
Sıra dışı bir yönetmen..
Bakalım bu sefer neler yapmış,diyerek koltuklarımıza kurulduk..
Işıklar karardı,ince bir perde kalktı,meğer oyuncular çoktan yerlerini almış,matinenin başlamasını bekliyorlarmış..
Umarım seyirci olarak kendimizi utandıracak hallere girmemişizdir..
Oyun içinde oyun Cyrano de Bergerac'ın yazarı Edmond Rostand'ın bir oyununda başroldeki Sarah Bernhardt'ı izleyen seyirci ve eleştirmenlerin homurdanmalarını dinleyerek başladı..
Yazar da bir kenardan izliyordu..
Edmond'ın yazdığı oyunu izleyen sahnedeki seyircilerin arkasında da biz salondaki seyirciler vardık..
Başarısız bulunan oyunundan sonra seyircinin seveceği ve yatırımcının yüzünü güldürecek bir oyun yazması öneri ve siparişini alan Edmond Rostand'ın kıvranmaları ilk perdenin konusuydu..
Ne yazacağını bilemeyen,tutunacak bir ilham kırıntısı arayan Edmond,neyse ki aradıklarını bulup,yazma sancıları arasında oyununu tamamlamaya çalıştı..
Bu arada eşi ve kızından oluşan ailesi de endişe içindedir..
Bir yandan maddî sıkıntılar,öte yandan Edmond tarafından ihmal edildikleri düşüncesi içinde bunalırlar onlar da..
Böylece birince perde bitti..
Biz oyunun içine dahil olmaya çalışır ve bazı bize kopuk gelen noktaları birleştirmeye çalışırken bir saat on beş dakika geçmiş..
On beş dakikalık arada dışardan gelen bir seyirci, ikinci perdenin de bir bu kadar süreceği bilgisini getirdi..
Eh,hadi bakalım..
Birinci perdenin yer yer fazla uzatılmış gibi gelen kimi bölümleri ikinci perdede yerine oturdu..
Edmond'un kıvrana kıvrana yazdığı yeni oyunu Cyrano binbir güçlük içinde sahneye kondu..
Elbette büyük başarı kazandı..
Eşi ile olan sorunlarını giderdi..
Yani kısacası mutlu son..
Edmond'a dendiği gibi,seyirciyi mutlu edecek bir oyun izledik..
Epeyce kalabalık bir oyuncu kadrosu vardı..
Selama çıkan oyuncular,doğru saydı isem 37 kişiydi..
Oyun afişinde ise 47 isim yazıyor..
Teknik ekiple birlikte 60 civarında kişi bizim için emek sarf etmiş..
Ellerine ,emeklerine sağlık..
Hızlı tempoda,bol kadrolu,dekorlu,kostümlü,ışıkların pek etkileyici kullanıldığı bir oyun izledik,bununla yetinmeyen yönetmen bize tiyatronun yazılmasından sahneye konuluşuna;provalardan,prömiyere dek neler yaşanabildiğini de gösterdi..
Yani bir oyun seyirci önüne gelene kadar neler yaşanır,bunu da izletti..
Çaktırmadan, bu sanatın terini dökenlere çok saygı duyulması gerektiğini de vurguladı..
Doğru söze ne denir..
Alkış !..
Edmond olarak başrolü üstlenen Özgür Deniz Kaya'ya iki buçuk saatlik oyundaki ağır ve ağırlıklı rolü nedeniyle..
Önceki hafta Anne Boleyn'de 6.James rolünde ilgiyle izlediğim,burada da daha kısa bir rol olan Jean Coquelin'de aynı şekilde ilgiyi üzerine toplamayı bilen;rolün büyüğü küçüğü olmadığını,oyuncunun her rolün hakkını vermesi gerektiğini pek güzel gösteren Ali Karaca'ya..
Ve elbette bütün ekibe..
26 Şubat 2026 Perşembe
ANNE BOLEYN
Hafta sonu izledim..
Cüneyt Gökçer Sahnesi'nde..
Sezonun yeni oyunlarından..
İki perdelik oyun iki saat yirmi dakika sürdü..
Ramazan olmasına rağmen koltuklar neredeyse tamamen dolmuştu..
Çoğunlukla genç seyircilerin salonu doldurması da ayrıca sevindirici..
Tiyatroseverler her daim mevcut olacak,diye düşünüp seviniyorum..
Hatta perde arasında, arka sırada oturan genç hanımların şimdi GATA'da hemşirelikte okuyan eski bir öğrencim ve okul arkadaşları olması ve küçük bir sohbet etme fırsatı bulmamız gibi hoş bir raslantı da oldu..
Oyuna gelince..
İngiltere tarihinin ilginç krallarından 8.Henry ve sonrası dönemini(6.James/I. Charles) anlatan oyunda,Henry'nin altı karısından ikincisi olan Anne Boleyn'in yaşamını izledik..
Kralla tanışması, Henry'nin altı yıl sonra ilk karısını(ve ölen ağabeyinin eşi,yengesi) boşayıp Anne ile evlenmesi; ama bundan önce Papa ile de yollarını ayırıp İngiltere'de yeni bir dinin kuruculuğunu üstlenmesi,bu arada hep sahip olmak istediği erkek evladın değil ama geleceğin I.Elizabeth'inin doğması,sonunda üçüncü evliliğin yolunu açan saray entrikaları ile Anne Boleyn'in idamına karar verilmesi ve aradan geçen (Kanlı) Mary,I. Elizabeth dönemlerinden sonra kral soyundan hayattaki tek erkek olarak James'in İskoçya tahtından sonra İngiltere tahtına da oturması..
Bugün için de ibretle dolu bir oyundu..
Sahneleme açısından yönetmenin(Adonis Filipi) farklılık yaratma amacıyla yaptığı tribün,yukarıdan asılan kulak ya da kanat formları,nedenini anlamadığım fil maketi dışında yalındı..
Artık sahnelemede bu anlayış tercih ediliyor,biliyorum..
Bu da oyunculuk açısından daha doyurucu bir oyun izlemeye fırsat tanıyor..
Örneğin 8.James'i canlandıran Ali Karaca en çok aklımda kalan oyuncu oldu..
Cromwell'i canlandıran Berkay Veli de abartısız oyunculuğuyla fena değildi..
Bizden bir yönetmen nasıl sahnelerdi bu oyunu,merak etmedim değil..
19 Ocak 2026 Pazartesi
Aksesuvarcı
Hafta sonu Küçük Tiyatro sahnesinde izledim..
İstanbul'dan gelen turne oyunu..
Josef Bieder'in Yıldızının Parladığı An ya da kısaca Aksesuvarcı..
Eberhard Streul'un yazdığı oyunu Yücel Erten çevirmiş,Ali İpin de yönetmiş..
Hatta kendisi de oynamış..
Ama turnede sahneyi Murat Karasu'ya emanet etmiş..
Yıllar önce Refik Erduran'ın Bahçemdeki Ayı oyununda Cabbar Bey rolünde izlemiştik..
Yine izlemek isterdik..
Murat Karasu da mütevazı oyunuyla iyiydi..
Hatta mizansen gereği seyirciyle diyaloğa geçtiği bazı sahnelerde pek hevesli birkaç seyirci onu şaşırttı mı bilmem..
Her neyse..
Oyun, iptal edilmiş bir oyunun aksesuvar görevlisi Bieder'in elinde aksesuvarlarıyla sahneye girişiyle başlıyor..
Güya her şeyden habersiz seyirci de oturmuş, oyunun başlamasını bekliyor..
Onları boşuna geldikleri konusunda uyarıyor..
Yani bizi..
Sonrası çorap söküğü gibi..
Aksesuvarla dekorun farklarından,aksesuvarcılarla dekorcular arasındaki iş rekabetine,kulis dedikodularına,Bieder'in de sahne sanatlarına olan ilgisine ve mesleğine olan aşkına dek bir yığın anlatım..
Güldük,eğlendik,dışardaki müthiş soğuğa inat,içimiz ısındı..
Bir buçuk saat..
Emeği geçenlerin ellerine sağlık..
12 Ocak 2026 Pazartesi
FAUST
Ankara Devlet Tiyatrosu'nun bu sezonki oyunu..
Hafta sonu matinesinde gidip izledim..
Küçük Tiyatro'da..
Yönetmenliğini Ayşe Emel Mesci'nin yaptığını okuyunca gittim demeliyim aslında..
Onun önceki işlerini,çalışma titizliğini bildiğim için..
Gitmeden önce yorumları okuyunca da daha heveslendim..
Tek endişem üç saatlik oyunda uyuyakalma endişesiydi..
Neyse ki böyle bir şey olmadı..
Hem de D sırasında boş kalan sekiz kişilik yere geçince daha bir açıldı gözlerim..
Sonuç:
Mefisto rolünde Sükun IŞITAN'ı tebrik ederim..
Gerçekten bütün övgüleri hak ediyor..
Bir de "demlenmiş" bir oyuncu olarak nasıl keyifle oynuyor !..
Onun dışında upuzun bir metin ezberlediği için Faust rolünde Emre Başer'i de takdir etmek gerek..
Yine "demlenmiş" bir oyuncu olarak Nihat Hakan GÜNEY de çok başarılıydı..
Sadece dişçisinin ya da protezlerinin gadrine uğramıştı galiba..
Konuşurken sesi ya ıslık gibi çıkıyor ya da peltekleşiyordu..
Kıdemli oyunculardan Eray Eserol ve Meltem Keskin Bayur da akılda kalanlardandı..
Diğer rollerde bulunan genç oyuncular ellerinden geleni yaptılar elbette..
Ama Sükun Hanım'ın tadını çıkara çıkara oynayışı -bence- bizi alıp götürdü..
Sahneleme konusunda epeyce emek sarf edilmişti..
Küçük Tiyatro'nun küçük sahnesini verimli kullanabilmek için sahneyi katmanlar halinde kullanmışlar,bu sayede daha ferah bir kullanım imkanı ortaya çıkmış..
Emek verenlerin ellerine sağlık..
Işık konusunda tiyatrolarımız her zaman harikalar yaratıyorlar..
Bu kez de öyle..
Etkileyiciydiler..
Kostümler biraz kafa karıştırıcı geldi bana..
Fantastik ögelerde iyice fantastik çizimler yapılmış ama Faust'ta neredeyse günümüz kostümü kullanılmıştı..
Bir de sahne aksesuarı olarak market arabası kullanılınca biraz karışık bir uygulama olmuş,diye düşündüm..
Ama bütünüyle bakıldığında,işiği,dekoru,kostümüyle etkileyici bir oyun ortaya çıkarılmıştı..
Ayakta alkışı hak eden bir ekip işiydi..
Biz seyirciler de öyle yaptık..
Oyun sonuna kadar neredeyse kimse gitmedi..
24 kişilik oyuncu kadrosunu bütün salon ayakta alkışladı(k)..
Benim için de Sükun Hanım, oyunları takip edilecek oyuncular arasında artık..
Son olarak Frederick William Burton'un yaptığı " Faust'un Margareth'i ilk gördüğü anın resmi "ni ekleyerek bitireyim yazıyı..
Çok etkileyici bir resim doğrusu..
Faust'un dünya güzelliklerine hayranlığını ve Margaret'in masum gençliğini ne güzel yansıtıyor..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)































