Mevcibâlâ
13 Mayıs 2026 Çarşamba
FIRAT'IN İZİNDE-4
MALATYA
Gezimizin son gününe Malatya'da uyandık..
Dün Kızılin Vadisi'ndeki tekne gezisinden sonra yine araca doluşup Malatya'ya doğru yola çıkmıştık..
Hava karardığında Malatya'ya ulaşabildik..
Her zamanki rutinle akşam yemeğinden sonra dinlenmek üzere odalara çekildik..
Benim rutinim de yine aynı..
Sabah ezanıyla kalkıp,gün ağarınca yürüyüşe çıkmak..
Malatya'yı bir parçacık görebilmek için başka zaman yok..
Otelimiz şehrin hemen kıyısında olduğu için zemin ve zaman müsait..
Nitekim az sonra kamu binaları,mesela Malatya İl Milli Eğitim Müdürlüğü,Emniyet Müdürlüğü,Turgut Özal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ni yolumun üzerinde sıralanıyordu..
Biraz aşağıdaki bina Malatya Garı..
Yakınına gittiğimde tadilatta olduğunu gördüm..
Depremden etkilenen illerden biri de burası..
Ancak bizim bulunduğumuz tarafta değil şehir merkezinde çok tahribat olduğunu otel çalışanları üzülerek söyledi..
Benim sabah yürüyüş yolumdaki geniş bulvarları veya caddeleri ,çok katlı olmayan binaları ile Malatya da Erzincan gibi ferahlık hissi veriyor..
Şehri çevreleyen Beydağları da heybetiyle kendini her yerden gösteriyor..
Sabahın erken saati ama Malatyalılar işlerine güçlerine başlamak için çoktan yollara dökülmüşler..
Bizim de kahvaltı sonrası yola çıkma zamanımız yaklaştığı için geri dönüp kafileye katıldım..
Bugünkü istikamet Darende..
Önce Levent Vadisi'ni göreceğiz,sonra da Somuncu Baba Külliyesi'ni..
Adıyla anılan kayısı bahçeleri şehrin hemen çıkışından başlıyor,yol boyunca aralıksız sağlı sollu sıralanıyor..
Çoktan çiçeklenip meyveye durmuşlar..
Hepsi yemyeşil..
Dolayısıyla gözlerimizi yeşilliklerle doyurmaya devam ediyoruz..
Çok geçmeden Levent Vadisi'ne geldik
Daha önceden hakkındaki bilgileri okuyup fotoğraflarına baktığım için merakla indim seyir terasına..
Fotoğraflarda olduğu gibi görümüyle insanı çarpan bir vadi..
65 milyon yıl öncesine dayanan jeolojik yapısıyla 28 kilometre boyunca uzayan vadide uçurumlar,mağaralar,o mağaralarda neolitik çağlardan kalma duvar resimleri(bizim görmemiz mümkün olmadı elbette)..
240 metre yükseklikteki uçurumun tepesinde kondurulmuş seyir terasının cam tabanı üzerinde durmak önce biraz ürkütse de hemen alıştık..
Cam tabanlı asma merdiven geçen yıldan beri kapalı,bunu haber olarak okumuştum,görevli de teyit etti..
Vadinin gerçekten çok etkileyici görünümünü bize tanınan sürenin sonuna kadar izleyip yine araca doluştuk..
Belgeselde izlemek,haber olarak okumak başka;gözün emsalsiz merceğiyle görmek bambaşka..
Bu hiç değişmiyor..
Yine öyle oldu..
Vadiyi görebilmek için tırmandığımız yüksekliklerden yine enginlere inerek Darende'ye ulaştık..
Küçük,tarihi kasabanın hemen kıyısına konuşlanmış tekke,türbe,cami kompleksi zaman içinde büyümüş,bölge için şifa ve dilek amaçlı bir çekim merkezine dönüşmüş..
Ziyaretçilerle tıklım tıklımdı..
Özellikle türbe içi..
Ayrı ayrı kapılardan içeri giren kadın ve erkek ziyaretçiler ortadaki sandukaların iki tarafında sıralanmış, uzun uzun dualar ediyor,dertlerine derman bulabilmek,dileklerine ulaşabilmek niyetiyle kendi içlerine gömülmüşlerdi..
Sessizce sandukaların sahibi merhum pirifanilere fatiha okuyup çıktım..
Dışarda görülecek o kadar çok şey var ve vakit o kadar az ki !..
İçinde balıkların yüzdüğü havuzunu kenarı güllerle, yeşilliğiyle göz dolduran ağaçlarla bezenmiş..
Avlu bembeyaz mermerle kaplanmış..
Çevredeki diğer su yollarında çalışanlarla sürekli ve titiz bir bakım uygulandığı hemen belli oluyor..
Her taraf yeşillikle ya da çiçeklerle bezeli..
Salkım söğütler dallarını sulara sermiş..
Elbette bunun kaynağı olan Tohma Çayı da gürül gürül akarak hem suyun sakinleştirici etkisini yayıyor hem de bunca yeşilin bereketini..
Dervişlerin çile odaları da çayın kıyısında sıralanmış..
O zamanların sesizliğinde murakabeye dalan,içindeki inancı arayıp bulan dervişler için çok uygun bir mekan olduğu kadar maddi manevi daha çok manevi dertlerine şifa arayanların da buraya yönelmelerinde şaşılacak bir şey yok..
Gerçi bakımlı,yemyeşil,renk renk çiçekli bahçelerle çevrili mekanın verdiği huzura aralıksız eşlik eden Tohma Çayı'nın gür sularının biz sıradan ziyaretçiler için de ruhlarımızı hafifletip içimizi uçuşturan etkisini vurgulamak gerek..
Hem mesire alanı hem dua mekanı olan bu nedenle çok ziyaretçi çeken alanın içinde daha önce okuyup fotoğrafını gördüğüm "Kudret Havuzu" olarak tanımlanan,dağdan kaynayan ve sıcaklığı yaz kış 21-22 derecede sabit kaplıca suyunun sürekli dolduğu üç havuzun yanında akan Tohma Çayını görmek üzere tabelayı izledim..
Kış mevsiminde biraz tahrip olmuş yürüyüş patikasının girişine yasak tabelası konmuştu..
Ama kapı açık olunca kafamı içeri uzattığımda, yabancı oldukları belli bir çiftin benim gibi merakla içeri bakındıklarını görüp onlardan aldığım cesaretle ilerledim..
Kayalara çelik konstrüksiyonla tutturulmuş ahşap yürüyüş patikası vadiyi çevreleyen ulu kayalıklardan düşen taşlarla yer yer bozulmuş..
Kayalıklara ağlar gerilerek taşların zarar vermesi engellenmeye çalışılmış..
Ancak kaplıca havuzlarında yüzme mevsimi henüz başlamadığı için buradaki bakım bitmemiş henüz..
Riski göze alıp yürüyüş patikasının sonuna kadar gidip döndüm..
İyi ki de gitmişim..
Manzara şahaneydi..
Şimdi fotoğraflara baktığımda kulaklarımda akan suyun sesi yansıyor,gözlerimin önünde fotoğraf kadrajına sığmayan bütün manzara beliriyor..
İnsanın saatlerce hatta günlerce hiç sıkılmadan kalabileceği bir mekan burası..
İster şifa aramak için gelen bedbahtların, ister çevrenin güzelliğinin verdiği huzurla içini aydınlatmak isteyenlerin ya da sadece eğlenmek ve dinlenmek için gelenlerin akın akın buraya gelişlerine hak verdim doğrusu..
İnsanın sustuğu,doğanın dile geldiği,insanı da kendine getirdiği bir yer arayanların sığınacağı yer burası olmalı..
Zamanımız tükendi yazık ki..
Kafilemiz yine araca doluştu,yola çıktık..
İstikamet Sivas-Gürün..
Gökpınar'ın güzelliğini görmeye gidiyoruz şimdi de..
11 Mayıs 2026 Pazartesi
FIRAT'IN İZİNDE-3
KIZILİN VADİSİ
Perşembe sabahtan itibaren Fırat ve kolları üzerinde,kıyısında,yakınında yaptığımız gezinin 3. gününde ve Elazığ'dayız..
Önceki günün yorgunluğunu gece dinlenerek attıktan sonra yeni güne ve gezmeye hazırız..
Yine sabah ezanıyla kalkıp,ortalık ağarınca yürüyüşe çıktım..
Akşamın alacakaranlığında şöyle bir gördüğüm Elazığ'ı bir de sabahın aydınlığında göreyim..
Kahvaltı sonrası saat sekizde yola çıkacağız çünkü..
Akşam yağmurla yıkanan şehir sabah pırıl pırıl bir güne uyanmış..
Trafiğin yoğunluğu da başlamamış..
Elazığ büyük bir şehir..
Nüfus yoğunluğu trafiğinden belli oluyor..
Eski bir şehir olması,planlanırken geniş caddeler düşünülmemesi nedeniyle daracık ve bazıları kıvrımlı caddelerde sağlı sollu sıralanan çok yüksek katlı apartmanlar nedeniyle daha da sıkışık ve boğucu görünüyor..
Nefes alacak geniş meydanlara,parklara şehir içinde rastlamak pek mümkün değil..
O nedenle bazı cadde kenarları yeşil kuşak olarak sonradan düzenlenmiş..
İyi de olmuş..
Bu sayede hem kent beton ormanı görüntüsünden azıcık sıyrılmış hem de insanlara nefes alacak alanlar yaratılmış..
Bazı kamu binalarının tıpatıp aynı mimari planla yapılmış olması da bana tuhaf geldi..
Aynı mimarın elinden çıkmış fotokopi yapılar..
Sadece üzerindeki kurum tabelası farklı..
6 Şubat depreminden sonra yapılan binalar mı,bilmiyorum;ama cadde üzerinde sıralanan yapılar tuhaf şekilde dikkat çekiyor..
Dar ve inişli yokuşlu,eski tabirle arızalı araziye kurulan şehir,tepelere doğru yükselmeye devam ediyor..
Depremde epey hasar almış olduğu da kent merkezinde adım başı göze çarpıyor..
Depremde yıkılmış ya da hasarlı olduğu için yıkılması uygun bulunmuş pek çok binanın arsasında ya yeni inşaat çalışmaları var ya da tahta perdeyle çevrilmiş boş duruyor..
Bazı binalarda da güçlendirme çalışmaları başlamış ve sürüyor..
Güzel bir taş yapı olan Öğretmenevi de bunlardan..
Otel görevlisinin adını söylediği İnönü Bulvarı boyunca yürüyünce Fırat Üniversitesi Kampüsü'ne kadar gelmişim..
İzimin üzerine dönüp oteldeki kahvaltıdaki kafileye katıldım..
Eğitim dünyasında adı efsane olan Sıdıka Avar'ın adını bir okulda görmekten de çok memnun oldum..
Adı hep ve çok yaşasın..
Otele de çok yakın olan,Kent Müzesi(nin hemen arkasındaki kapalıçarşının kapıları henüz açılıyordu..
Akşam koşar adım dolaşmam iyi olmuş..
Daha sonra rehberimizin verdiği bilgiye bakılırsa,güney bölgemizin en büyük sanayi kentlerinden biri imiş Elazığ..
Elazığ milletvekillerinin de kentlerine ve kent ekonomisine ilişkin çok çaba sarf ettiklerini belirtti..
Bu iyi elbette..
Ancak bunu bir umut kapısı olarak gören yoksul halkın da şehre yığılmasına sebep olmuş olmalı..
Akşamki yağmurda şöyle bir dolaşmaya çıktığımda sokaklarda pek çok dilenci gördüm..
Sağanak yağmur altında nafakalarını çıkarmaya çalışıyorlardı..
Bütün bunlar birkaç saatlik gözlemler elbette..
Gördüklerim bütün ile ilgili olarak eksik kalmıştır muhtemelen..
Saatimiz geldi,yola çıktık..
Bugün Adıyaman Besni civarında olacağız..
Vadileri gezeceğiz..
Kızılin Vadisi'ni göreceğiz..
Göksu Nehri'nin Fırat'a karıştığı noktada yükselen beş bin yıl öncesine uzanan bu oluşum antik çağda yerleşim yeri olarak,Roma döneminde de mezar olarak kullanılan mağaraları(300 kadar)ile ünlü..
Geçen yıl 50 bin ziyaretçi gelmiş görmeye..
Sıra bizde..
Öğleyin ulaştığımız Kızılin vadisi iskelesinde tekneye bindik..
(200 lira)
Yarım saat kadar Fırat'ın dibi görünecek kadar berrak sularında gezindik..
Kızılin adını hak eden kızıl kayalarda görünen mağara dizileri çok ilginç görünüyor..
Kıyıya çıkıp içlerini görme fırsatımız yok..
Bu kadarı bile nasıl bir tarih ve doğa hazinesi ülkemiz olduğunu göstermeye yetiyor..
Gök masmavi,sular da öyle..
Keyifler yerinde..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)























































