31 Ekim 2014 Cuma

Ekim Şehitleri - 2


 Ekim ayında şehit olanların dördünü daha önceki yazıda yazmış,yazık ki unutulduklarını da esefle belirtmiştim.Ekim ayında şehit olan iki yiğidimiz daha var.

   Şehit P:ATĞM.  Yalçın DÖLCÜ
   Doğum yeri: Polatlı
   Baba adı: İbiş
   Ana adı:  Makbule
   Doğum tarihi: 26.08.1968
   Şehitlik tarihi:23.10.1993


   ŞehitJ:ÜTĞM.  Ruşen ÜLKER
   Baba adı:Yüksel
   Ana adı:Gülümser
   Doğum yeri:Polatlı
   Doğum tarihi:25.10.1963
   Şehitlik tarihi:29.10.1989
  
   
   Ruşen'in arkadaşları yine geldiler,çelenk getirip,kendi yaptırdıkları ziyaret defterine duygularını yazdılar.Arkadaşlarının mezarına toprak serptiler.
    Yalçın'ın aile ve arkadaşları yine gelmediler,ziyaret defteri hiç olmadı.Mezarına toprak serpen de,sulayan da...Benden başka...

Sevgili Ruşen

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Bütün Türkiye'de buruk kutlandı,hepimizin malumu..
Yine de günün önemli hususları vurgulandı.Gerekli mesajlar verildi.Hatta geçen 30 Ağustos Zafer Bayramı ve 13 Eylül Sakarya Zaferi kutlamalarında göremediğim kadar kalabalık bir halk topluluğu bayram kutlaması için meydanda idi.Sağa sola sevinerek bakındım şiir ve konuşmaları dinlerken..
Güne önce mezarlıkta başladım ama...29 Ekim'de şehit edilen Ruşen ÜLKER'in mezarını tekrar yıkadım,sildim.Otlarını bir gün önce temizlemiştim.Akşam yağan yağmur nedeniyle kirlenen mermerini tekrar yıkadım.Yanındaki arkadaşları Orhan,Hakkı,Hakan,Birol'un da mezarlarını yıkadım.Böylece Ruşen'in şehitlik yıl dönümünde gelecek olan devre  arkadaşlarına bakımlı bir mezarlık hazırladım.
Benim bildiğim üç yıldan beri arkadaşları ve ailesi,yılda bir kez geliyor,bir çelenk bırakıyor,geçen yıl yaptırdıkları ziyaret defterine yazıyor;böylece arkadaşlarına vefalarını gösteriyorlar.
30 Ekim perşembe sabahı yine mezarlığa gittiğimde şehitliğe uğradım önce.Baktım,gelmişler...Çelenklerini mezarın üzerine koymuşlar.Mezarın üzerine biraz toprak da serpmişler.Deftere de birkaç cümleyle duygularını yazmışlar:
     
          "Sevgili Ruşen,
            Hep seninle birlikte olmaya,anılarını yaşatmaya,seni unutmamaya söz verdik.İnşallah her zaman da böyle olacak.
             Sen rahat uyu.Dualarımız seninle..
                                                                                            Devre Arkadaşların ve Ailen  "


           Darısı diğer şehitlerimizin de başına demek istiyorum,umarım onların da arkadaş ve aileleri onların mezarları başında toplanır,saygılarını sunar;unutuluşun bahçesinde mahzun bırakmazlar.

30 Ekim 2014 Perşembe

Kuaförde Bir Gün

Hafta sonunda  gittiğim diğer tiyatro da Altındağ Sahnesi'ndeki Kuaförde Bir Gün adlı oyun oldu.
Pervin Ünalp'in yazdığı ve yine kendisinin yönettiği, yeni bir oyun bu.Üç acemi soyguncunun soygun sonrası sığındıkları kadın berberinde yaşananlar anlatılıyor.
Oyunun ilk perdesinde biraz canım sıkıldı.Televizyonlarda yayınlanan,yeğenlerimden duyduğum anlık güldürü programları gibiydi.Gülüyorsunuz ama "Eee,bu mudur yani !" de diyorsunuz.Amaçsız güldürü,oyunculuk çırpıntısı...
İkinci perdede oyun adına kıpırdanma oldu neyse ki...Oyunculuklarda da öyle.."Televizyonlarda bu seyrediliyor,aman buna alışkın olanları ürkütmeyelim." mantığı kadar yanlış bir şey olamaz.Güldürü evet ama kolaycılığa kaçmadan..Neden mi?Oyunda benimle yan yana oturan bir anne ve kızla olan kısa konuşmamızdan..
Oyun başında yanımda oturan ve hallerinden tiyatro salonuna ilk kez geldikleri belli olan iki kişiyle perde arasında konuştuk.Ayşegül ticaret lisesinde birinci sınıf öğrencisiymiş.Öğretmenleri bir oyun izleme ödevi vermiş.Babası iki bilet almış. Annesi de gelmek isteyince baba onları dışarıda beklemeye karar vermiş.Baba asgari ücretle çalışan bir işçi..Anne evlere temizliğe giden iki çocuklu bir ev kadını..Bir oğulları askerdeymiş.Ona da harçlık gönderilmesi nedeniyle Ayşegül'ü bu yıl kazandığı sağlık meslek lisesinde okumak için Niğde'ye gönderememişler.Ankara'da bir ticaret meslek lisesine yazdırmışlar.Anne,salona girdiğindeki duygularını "Kültürlü bir yere gelmişim gibi hissettim."diye anlattı.Hele bir cümlesi daha vardı ki içim titredi.Şöyle dedi:"Atatürk'ü görmüş gibi oldum !"
İşte bunun için gelenlere gerçek tiyatro sunulmalı ve " halk böyle istiyor" kolaycılığından ve yalancılığından kaçınmalı..Kültüre her zamankinden fazla ihtiyacımız var.Yanında güldürü de varsa eyvallah,tadından yenmez; ama anlamsız güldürüye hayır !

28 Ekim 2014 Salı

En Büyük Bayramımız Kutlu Olsun !

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun !

Satıcının Ölümü ya da Babalar ve Oğulları

Hafta sonu cumartesi Satıcının Ölümü'nü izlemek için Cüneyt Gökçer'deydim.İki saat kırk beş dakika süren uzunca bir oyundu.İlk perdede yine biraz yorgunluğa biraz sıkılmaya bağlı olarak uyukladım,kendime de kızarak...Uyuklamak için evden kalkıp Ankara'ya tiyatroya gidiyormuşum gibi oluyor ve elbette ne saçma !
Neyse perde arası verildi.Yanımdaki hanımla biraz lafladık.Ben de azıcık açıldım.Necmiye Hanım'ı salondaki yerine kadar oturtan oğlu bize iyi seyirler dileyip gitmişti.O da benim gibi yakınlarda annesini kaybetmiş.Yalnız yaşıyormuş.Çocukları yalnız bırakmıyormuş ama annesinin boşluğunu da hiçbir şey dolduramıyormuş.Bilmez miyim !O nedenle değil mi kafası koparılmış tavuk gibi çırpınarak dolaşışım hala !
İkinci perde iyiydi.Uyumadan ve sıkılmadan izledim.Ama şunun da farkına vardım ki, uzun zamandır yerli oyunlar izlediğim için oyun biraz uzak geldi bana.O insanların derdiyle dertlenemedim.Ya da onların derdi bana inandırıcı gelmedi.Ta ki güzel replikler duyana kadar..Yani benim için anlamlı olanlarını..
"-Babamın artık hayallere kapılmayı bırakması lazım.
-Nasıl bıraksın?Baban bir satıcı oğlum.Bir satıcı biraz gülümseme,biraz da parlak bir ayakkabı demektir.Karşısındaki ona gülümsemedi miydi...O nedenle baban da hayal kuruyor.Sizinle ilgili hayaller..Yıkmayın onu..."
Yine de satıcı baba sonunda hayallerini gerçekleştirebilmek için gülümseyerek kendi sonunu hazırladığı ana kadar karısı dışında anlaşılamadan bu dünyadaki rolünü tamamlamak zorunda kalacaktır.
Hayat bazılarımız için ne acımasız!
Bir komşumuzun kocasının kendisine dediği gibi:"Ben bu dünyadan hiçbir şey anlamadım."
Oyundaki büyük oğul rolündeki Buğra Koçtepe çok iyiydi..Anne rolündeki Gülçin Yaşaroğlu da...Diğer rollerdeki Neşet Erdem,Şahap Sayılgan da...Satıcı rolündeki Erdal Küçükkömürcü de döktürüyordu elbette.Ama şımarık bir seyirci olarak onun döktürmesi değil, genç oyuncuların daha inandırıcı görünen performansını beğendim.Dedim ya şımarıklık benimkisi...

20 Ekim 2014 Pazartesi

Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok ya da Unutulan Ekim Şehitleri

Ekim ayı içinde şehit olan gençlerimizin mezarlarına kimsenin anmaya gelmemesi üzerine yazıyorum.Ne aileleri ne Şehit Aileleri Derneği'nin üyeleri,kimse ziyarete gitmedi onları..Nereden mi biliyorum?Çünkü annemle babama gittiğim her gün onlara da uğruyorum da onun için.Özellikle de şehitlik yıldönümü gelenlere bir gün önceden uğrayıp mezarını temizlemeye gayret ediyorum ki ertesi gün gelmesi muhtemel olanlar temiz ve olabildiğince bakımlı bir mezarla karşılaşsınlar..Ama son günlerde hepimiz buruğuz ! Topçu Er İbrahim Yenilmez Polatlı doğumlu Baba adı Bilal Anne adı Zeynep Doğum tarihi 16.03.1954 Şehitlik tarihi 13.10.1975 Şehit J.Tğm.Ahmet Kara Konya Yunak doğumlu Baba adı Musa Anne adı Döndü Doğum tarihi 17.06.1966 Şehitlik tarihi 14.10.1996 Şehit İs.Kd.Çvş.Orhan Korkmaz Polatlı doğumlu Baba adı Seyit Ömer Anne adı Ayser Doğum tarihi 08.03.1965 Şehitlik tarihi 16.10.1990 Daha bitmedi ekim şehitleri..Onları da yıldönümleri gelince yazacağım.Umarım bu sefer ziyarete gelenleri olur... Her gün gördükleri için beni ziyaretçiden saymıyorlar ne de olsa...

Alacaklılar

19 Ekim pazar günü gittiğim oyun Alacaklılar oldu. Hemen söyleyeyim,beğenmedim.Neden mi? Strindbeng'in kadın erkek,daha doğrusu karı koca ilişkisi üzerine yazdığı ve kendi yaşamından izler taşıyan oyununu bir karı koca yönetmiş:Kudret ve Burcu Dilik.Ancak oyuna farklı bir bakış açısı getirebildiklerini söyleyemeyeceğim.Sıradan bir oyun olarak izledim. Oyuncular Çağrı Turan,Boğaçhan Sözmen ve Gaye Alacacı da standart oyunculuğun ötesine geçmediler ya da geçemediler veya geçirilmediler,artık bilmiyorum.Hiç heyecan duymadan düz bir oyun olarak izledim,hatta oyunun finalinde Çağrı Turan kan revan içinde sahneye çıktığında da hiç heyecanlanmadan gayet kanıksamış olarak izledim hatta izledik,sonra da formalite alkışlarımızı sunduk.Pek beğenmediğimiz oyunlar için böyle formalite alkışlarını kullanıyoruz:fazla sürmeyen,içine "bravo" ünlemleri girmeyen,kimsenin ayağa kalkıp heyecanlı ıslıklar çalmadığı...Ne kötü değil mi? Oyunun güzel olan tek yanı program kitapçığı..Güzel kaleme alınmış..Keşke aynısını oyun için de söyleyebilseydim..Benim için sadece zaman ve para kaybı oldu.Oyunu izleyebilmek için öğleyin on ikide evden çıktım,Ankara'ya gittim,akşam eve döndüğümde saat 19.45 olmuştu.İki saat süren ve hiç de tatmin edici olmayan bir tiyatro için ne kayıp ! Bari değseydi !Alacaklılar, sizden alacaklıyım diye berbat bir espriyle bitireyim bu tatsız yazıyı...

14 Ekim 2014 Salı

Yeşilçam'ın Ufak Tefek Taşları


12 Ekim pazar günü Küçük Tiyatro sahnesinde Yeşilçam'ı izledim.
Uğur saatçi yazmış.Barış Erdenk yönetmiş.
Geçen sezonun en iyi oyunlarından Hayvan Çiftliği'ni de yöneten Barış Erdenk'i de dikkatle izlenecek yönetmenler arasına alıyoruz böylece..
Salondaki panoda oyuncu fotoğraflarını görünce,bu oyunu seçtiğime bir kez daha memnun oldum;çünkü Özgür Öztürk de oynuyormuş.İlk kez Jerry ve Tom'da sonra Hayvan Çiftliği'nde izlediğim bu oyuncuyu da dikkatle izliyorum artık.Hep arıza tipleri oynuyor ama olsun.
Oyun tek perde.Ne kadar sürüyor diye sordum.Bir saat kır dakika dediler.İyi.Dönüşte trene yetişebileceğim diyerek yerimi aldım.
Saat 16.45'i gösterdiğinde bir salon dolusu seyirci kahkahalara eşlik eden alkışlarla oyuncuları kulise uğurluyorduk,izlediğimiz oyunun verdiği keyifle..Tempo hiç düşmeden,çok eğlenerek izlediğimiz oyunu,birbiriyle çok iyi paslaşan iyi bir ekipten izledik.
Özgür Öztürk,Nuri karakteriyle başrolü üstlenmiş.Her zamanki bol mimikli oyunuyla bence iyiydi.Ama asıl bütün ekip iyiydi.Birbirlerine verdikleri enerjiyle oyunu öyle bir canlandırıyorlar ki seyirci olarak seyir keyfiniz artarak izliyorsunuz.Yani biz öyleydik.Üstelik prömiyerden sonra altıncı oyunlarında izledim.Yani ısınma turlarında..Şimdiden iyiler..Kapalı gişe oynamalarını dilerim.
 Nuri'nin platonik aşkı  film yıldızına erişebilmek için en yakın arkadaşı Stavros'un ninesinin altınlarını sermaye yaparak başlayan büyük film yönetmenliği düşü ile gerçeklerin komedisini anlatıyor oyun...
Senarist rolündeki Ahmet Burak Bacınoğlu bana Beyoğlu Beyoğlu'ndaki Metin Akpınar'ı hatırlattı oyun boyunca.Ulaş Ersoy Stavros,ulaşılmaz film yıldızı Gülin Ersoy,Özlem Gündoğdu Pakize rolündeydi.Hele Özlem Gündoğdu canlı oyunuyla hepimizin hayranlığını kazandı.Oyunun en canlı figürü oydu.Deniz Keyf ve Şivan Bilici de hiç ezilmediler.Subay rolündeki Ufuk Ersoy da öyleYanımda oturan bir hanımla bey ,Ulaş ve Gülin Ersoy'un ana babalarıymış,Oyuncuların konservatuardan sınıf arkadaşları olduğunu söyledi.Nasıl bu kadar iyi uyum sağladıklarını böylece anlamış olduk.Meğer bir arkadaş dayanışması varmış önümüzde..Sonuç da çok keyifli..Emeği geçenlerin ellerine sağlık,dolu bir sezon geçirirler umarım.
Başlıktaki ufak tefek taşlara gelince..
Oyunda askeri darbe dönemine dair sahneler var.O döneme ilişkin küçük küçük hatırlatmalar var ki,acı gülüşlerle izliyorsunuz.Bazılarını Enternasyonel filminden hatırlayacaksınız.

13 Ekim 2014 Pazartesi

Hedda Gabler


2014­­-2015 Tiyatro sezonunu açmış bulunuyorum.
İzlediğim ilk oyun Hedda Gabler oldu.11 Ekim cumartesi matinesinde Cüneyt Gökçer Sahnesi'nde...
Geçen sezonda Nora Bir Bebek Evi'ni izlediğimiz H.İbsen'in oyunlarından biri de bu imiş.
Yine erkeklerce köşeye sıkıştırılıp,çıkışsız bırakılan kadını anlatıyor yazar..
Yönetmen de geçen sezon Bizim Yunus'u sahneleyen Mustafa Kurt.
Dekor ve kostümlere Behlüldane Tor ve Gülümser Erigül'ün elleri değmiş,özenle hazırlanmışlar.
Ben prömiyerden sonraki beşinci oyunlarını izledim.Oyun da dekor ve kostümler de yeni yani..Çok oynanmışlığın kokusu henüz oyuna sinmemiş..Çok emek verildiği belli olan oyunlarını dolu salonlara oynarlar dileimi iletiyim öncelikle..
Hedda Gabler'ı Sibel Özer Chulliat canlandırıyor.İlk kez sahnede gördüğüm bir oyuncu..ve çok beğendim oyununu..özellikle sesini kullanışını...
Film seslendirmelerinden iyi bildiğim bir sesi izledim sahnede doktor rolünde:Mesut Turan.Çok iyiydi.
Sezonlarca oynayan ve hep oynamasını dilediğim "Hüzzam"Hanımefendisi Maral Üner de oyunda küçük bir rol ince ince nasıl dokunur ve büyütülürün misalini verdi.Şahaneydi..
Diğer oyuncular da iyiydi..Ancak  kaynaşmış  bir ekip havası mı yoktu;yoksa oyunun konusundan dolayı mıydı 'serin' bir hava esiyordu gibi geldi bana..Ya da ben biraz hasta olduğum için 'üşüdüm' .

Semizotu

Bayrama birkaç gün kala, mezarlık dönüşü Huzurevi'ne sapıverdim.Vakit akşam üzeriydi..Onların da yemek saati..Neyse artık,onlar yemeklerini yerken ben de salonda oturup beklerim,diyerek geçtim içeriye..
Meğer gene yemek almamışlar...Sabiha Hanım da Niyazı Bey de...Nohutlu pirinç pilavı varmış...Sabiha Hanım diyabetli,pirinç yemiyor ama sürekli de pirinç pilavı pişiriliyor diye şikayetçi..
Bu kez önce Niyazi Bey'in kapısını tıklattım.Çok sıkkın ve yüreği dolu bir anına denk gelmişim..Buyur etti.Biraz hal hatırdan sonra da anlattı,anlattı,anlattı...
Huzurevi yönetiminden şikayetçi o da..Anlattıklarından bir tanesi aklıma takıldı kaldı."Bütün yaz geçti,o kadar rica ettim,bir semizotu pişirin,diye ama bir kez bile yiyemedik !"
"Az önce de yemek olarak pilav getirmişler,üzerinde on tane nohut var,Allah için inanınız,hepsi de taş gibi çiğ! Almadım yemeklerini;telefon ettim,dışarıdan yemek getirtiyorum!"
Sonra da Sabiha Hanım'a uğradım.O da akşam yemeği olarak yine peynir ekmek yiyeceğini söyledi.İnsanın yüreği nasıl burkuluyor,anlatamam..
Ertesi gün semizotu pişirdim.Kendi usulümce...Sade,sarımsaklı,domatesli,bir de havuç çenttim içine..Bir kaba koydum..Sabah mezarlığa giderken Sabiha Hanım'a çok sevdiği hanımelinden bir dalla birlikte bıraktım.Öğleyin yersiniz,diyerek...