29 Aralık 2017 Cuma

Biz Vatan Uğruna Ölenlerdeniz

Çarşamba akşamı konserdeydik..
27 Aralık Atatürk'ün Milli Mücadele ateşini Ankara'ya taşımasının 98. yıldönümü..
DOB da bu günün önemine atfen Ankara 1923 adıyla bir konser düzenlemiş..
Aslında konser adını,Ankara Kulübü Derneği'nin bestelettiği eserin adından almış..
Program kitapçığından okuduk..
Mustafa Erdoğan'ın bestelediği eserin metin yazarı da Gülce Çelik Erdoğan imiş..
Nezin Seçkin de orkestrayı ve koroyu yönetti..
Koca sahneyi dolduran 38 hanım,37 erkek koriste 60 kişilik bir orkestra da katılınca pek etkileyici olduğunu söylemek gerek..
Metin Turan'ın davudi sesinden de Karaşar zeybeği'ni dinledik..
Şimdiye dek sözlerine pek kulak vermemişim..
Salonda çok etkileyici geldi..
Hele de:
"Koç gibi meydanlarda dönenlerdeniz
Biz vatan uğruna ölenlerdeniz !" nakaratı..
(Sonra internette okuduğuma göre aslında milli duygularla ilgisi olmayan bir türkü imiş ya neyse!)
Bir saati aşkın konserden Sakarya Marşı'nı söyleyerek çıktık sokaklara..



"Hürmet sana ey şan dolu sancağım
Baştan başa arza hakim ol şahım
Türk ordusu, Türk ordusu sayende
Sakarya'da kurtuldu şan otağım


Dünyalar bedeldir mah cemalin
Allahına emanettir Kemal'im !

 O sevimli yüzün asla solmasın
Hiçbir vakit kalbin yasla dolmasın
Ey mert asker durma,durma ileri
Vatanında bir tek düşman kalmasın

 Dünyalara bedeldir mah cemalin
Allahına emanettir Kemal'im !"




27 Aralık 2017 Çarşamba

Sıladan Kışlaya Selam Var

Geçenlerde eski bir öğrencimin annesiyle karşılaştık..
Hemen evinin önündeymişiz..
Bir kahve içmeye davet etti..
Uzun bir kahve sohbeti oldu..
Eşi asker..
Van'da..
Birkaç gün sonra da aklıma gelen bir düşünce için yine onu aradım..
Askerlerimize,onun eşi aracılığıyla yeni yıl paketi göndersek nasıl olur,diye..
Eşiyle konuşmuş..
Beni aradı..
Eşi teşekkür ettikten sonra,bu gönderiyi Elbab'daki askerlerimize yönlendirmenin daha uygun olacağını söylemiş..
Elbab'dan isim ve adres bulunursa memnuniyetle göndeririz,dedim..
Akşam üzeri isim de adres de ulaştı..
Haydi bakalım,kolay gelsin..

Pazartesi hevesli öğrencilerle birlikte alışveriş planı yaparak başladık..
Sonra alışverişimizin askerler için olacağını düşünerek yanlış yapmayalım diye,asker eşleri ve emekli askerlerle konuştuk..
Çamaşır  ve çorapların ne renk olacağından,ilçemizi temsilen en uygun hediyenin ne olacağına kadar..
Her renk çorap giyilemiyormuş,siyah renk zorunluymuş..
Dikiş seti uygun bir hediyeymiş..
İskambil kağıdı,tavla,tombala amacını aşarmış..
İlçemizin ürünleri buğday,soğan,pancar,kavun ve ayçekirdeği..
O halde gidebilecek en uygun ürün çekirdek..
Üstelik gerçekten lezzetlidir de..
Ve de hafif,diğerlerine göre..
Yılbaşı süslerini de paketlerimizi renklendirmek için ekledik..
Biz kolileri hazırlarken eski öğrencilerimden dört genç hanım da okula ziyarete gelmişlerdi..
Heveslendiler,onlar da birer mektup yazdılar askerlere..
Sonra paketlemeye de yardım ettiler,sevinerek..
Dört koli oldu..

Hafta içi kendisiyle görüştüğüm PTT müdürü Veli Bey,bir jest yaparak koli gönderi masrafını üzerine almıştı..
Dolayısıyla bu konuyu hiç dert etmedik..
Kolilerimizi sardık,bayrak töreninden sonra da,iki öğrenciyle birlikte,müzik öğretmenimiz Halil'in arabasına doluşarak götürüp PTT'ye teslim ettik..
PTT'de koli teslimi için sıra beklerken baktık,yeni yıl kartpostalları masaya yığılmış,isteyen alıyor..
Biz de dört tane seçip yazdık ve her kolinin üzerine bantlayarak yapıştırdık..
Bu arada konuşmalarımızı duyanlar ilgileniyor,sorular soruyorlardı..
Hepsine neyi,neden ve nasıl yaptığımızı anlattık..
Genç bir hanımın gözleri dolu dolu idi,asker eşi miydi,bilmiyorum..
Kargo görevlisi hanım,bize çok yardımcı oldu,kolilerimizi tekrar açtırmadı,telefonla fotoğraf çekmek istediğimizi ancak yanımızda buna uygun telefon olmadığını duyunca,telefonunu çıkarıp verdi..
Bu sayede kolilerimizi gönderdiğimizi hemen alıcıya mesajla bildirdik..
İnternetten kolilerin teslim edilişini takip edebileceğimizi söylediler..
Elimizde makbuzlar pek mutlu olarak dağıldık..
Pazartesi teslim edilmiş gönderilerimiz..
Dün de bir mesaj okudum internette..
Gönderdiğimiz kolilerin teslim edildiği birlikte eski bir öğrencimiz asker olarak bulunuyormuş..
Hem memleketinden hem de eski okulundan kendilerine hediye paketleri geldiğini söylediklerinde inanamamış,doğru olduğunu görünce de sevincini satırlara dökmüş..
Okuyunca da biz çok mutlu olduk elbette..
Bütün askerlerimize selam ve sevgilerimizi  ve yeni yılın hepsine sağlık ve esenlik içinde sevdiklerine ve yurdumuza kavuşmayı nasip etmesi dileklerimizi iletiyoruz ..



26 Aralık 2017 Salı

Sevgili Hakan,Seni Anmaya Geldik

19 Aralık'ta toplandılar..
21 kişi..
85'liyiz Biz Derneği'nin üyelerinden gelebilenler yani..
31 yıl önce şehit olan arkadaşları Hakan Türkyılmaz'ı anmak için..
Henüz gencecik bir teğmen olarak İpsala'da  görevli iken,yaşanan sınır çatışmasında bir Yunan askerinin ateşiyle şehit düşmüş,annesiyle babasını sonsuz kederlere gark etmişti..
Babası çok uzun yaşamadı..
Oğlunun şehitlikteki mezarının yakınına defnedildi..
Annesi ise hiçbir zaman unutmadı oğlunu..
Arkadaşları ölüm yıldönümünde geldikleri zaman evini açıp oğlunu ağırlar gibi onları ağırladı..
Gözlerinden sızan yaşları sessizce silerek..
Bir yandan da oğlunun arkadaşlarının iyi ağırlandıklarından emin olmak için kızına,gelinine  talimatlar vererek..
Son olarak 19 Aralık 2016'da oğlunun 30,şehitlik yıldönümünde evini açmış,ikramlarını hazırlatmış,köşedeki sandalyesine oturup beklemişti..
Oğlunu bekler gibi..
Vefalı arkadaşları mezar başındaki anma töreninden sonra eve geldiklerinde ne çok sevinmişti..
Artık evden çıkamıyordu,konuşamıyordu,oğlunun mezarını ziyaret edemiyordu;ama oğlunun arkadaşlarını da o evde ağırlamadan göndermek istemiyordu..
Bu nedenle yüzündeki memnuniyet ifadesi ziyaret boyunca silinmedi,gözyaşlarının sızması da..

Yaşlı yüreği bundan sonra çok dayanamamış zaten..Bir ay sonra eşinin mezarının yanına onu da defnetmişler..
Yazık ki duymadım..
Oğluna ve eşine kavuştu,diye de sevindim..

Bu yılki anma buluşmasına dernek başkanları,nezaket göstererek beni de davet etti..
Sevinerek katıldım..
Öğleye kadar dersim olmadığı için hiç bu kadar sevinmemiştim..
Kalabalık grup,mahalle camimizin din görevlisi Hikmet Hoca'nın duasını takiben yine aynı davetle karşılaştı..
Hakan'ın annesi Şermin Hanım Teyze artık yoktu ama gelenek de bozulamazdı..
Evde diğer oğlu İlhan,eşi ve kızkardeşi,genç Türkyılmaz'larla birlikte kocaman bir davet sofrası hazırlamış,bekliyorlardı..
Bir de sürprizle..
Hakan'ın fotoğraflarından oluşan bir sinevizyonla birlikte..
Salondaki yaşlı başlı ,çoğu emekli askerler birden otuz yıl öncesine döndüler..
Fotoğraflarda kendi gençlikleri de vardı..
Evdeki ağır havayı dağıtan takılmalar,şakalar da öyle başladı..
Hakan'ı andılar,rahmetli babalarını ve annelerini andılar..
Çokça da,şimdi sayısı azalmış,üzerine karlar yağmış saçlarından kayıp düşmüş gençlik günlerini andılar..
Ve 32.yılda yine buluşmak ümidiyle dağıldılar..

Hakan'ı İpsala'daki 1.HudutTaburu kışlasının askerleri de anıyorlar..
Hem de her fırsatta..
Adı kışlaya verilmiş..
Orada askerlik yapan bir delikanlının ekşisözlük'e üç yıl önce yazdığı küçük yazıda okudum az önce..
Hatta Hakan'ın şehitliğiyle sonuçlanan çatışmadan sonra ferre kupürü denilen yerdeki Yunan bölüğünün basılıp Türk topraklarına katıldığı da eklenen bilgiler arasındaydı..

Sevgili Hakan ve Bütün Aziz Şehitlerimiz,Ruhlarınız Şad Olsun!

Halit Can Türkan

Dün sabah bayrak töreninden sonra Halil,müzik öğretmenimiz,söyledi..
"Halit'i duydun mu?Vefat etmiş.."diye..
Dondum kaldım..
Nasıl yani..

Tıp öğrencisiydi..
Son sınıftaydı..
En son görüştüğümüzde ikinci sınıfa geçmişti..
Çok zayıflamış görüp sormuştum..
"Hocam,adamı zayıflatıyorlar..On beş kilo verdim.."diyerek derslerin zorluğundan yakınmıştı..
Bir de üniversite sınavlarına hazırlanmanın şimdi kendisine ne kadar kolay geldiğinden dem vurmuştu..
Liseden mezun olduğu yıl kazanamadığı için kendini kampa almış,bir yıl boyunca çalışıp Gazi Tıp Fakültesi'ni kazanmıştı..
Hem de o sene ilçede birinci olarak..
Hepimiz sevinmiştik elbette..
Yolda karşılaştığımızda tebrik etmiş, biraz da takılmıştım..
Gittiği dershane reklam olarak onun resmini  afişlere bastırıp her yere astırmıştı..
Kimi densizler de resimdeki gözlerini kalemle delmiş,çizmişlerdi..
Ben de görmüştüm o afişlerdeki gözleri çizilmiş halini elbette..
Kızıyordu..
"Ne çok sevmeyenim varmış,hocam!"diye..
Son olarak da internet üzerinden yazmışım ona..
6 Ocak'ta, doğum gününü kutlamışım..
O da cevaben teşekkür etmiş..

Dün öğretmenler odasında bulunan eski bir velimiz de hatırlattı..
Hep birlikte Huzurevi'ne ziyarete gidişimizi,Halit'in orada bağlama çalışını,yaşlıları eğlendirişini
..

Bir varmış,bir yokmuş..
Halit Can da artık yok..
Onun için çıkan haberleri okudum..

Böbrek yetmezliği nedeniyle üç aydan beri tedavisi süren Halit, gelişen komplikasyonlar sonucu 23 Aralık'ta ölüme yenik düşmüş..
Son sınıf öğrencisi olduğu Gazi Tıp Fakültesi onun için bir vefat yazısı koymuş resmi sitesine..

İçimden bir tel daha koptu..

20 Aralık 2017 Çarşamba

Ermişler ya da Günahkarlar

Bu kez uyumadım..
Zaten bir perdelik bir oyundu..
Bir de Hayvan Çiftliği'ndeki oyun yönetimiyle hayran olduğumuz Barış Erdenk sahneye koymuştu..
Gözlerimi kocaman açıp izlemeye başladım..
Birkaç dakika sonra da hatırladım..
İki sezon önce izlemiştim bu oyunu..
Sonu sürprizli bitiyordu..
Hem oyunu hem izleyicilerin tepkisini izleyerek oturdum yerimde..
Bir akıl hastanesinde psikoterapi seansını anlatan bir oyun  bu..
Ancak sonuna kadar bunu anlayamıyorsunuz..
Bambaşka bir şey izlediğinizi zannederken son sahnede her şey ortaya dökülüyor..
Siz seyirciler de ters köşe oluyorsunuz haliyle..
Dolayısıyla kim oynarsa oynasın zaten enteresan bir oyun..
Bir de son sahnede dekorun da birden değişmesi;hatta zaman zaman çerçevelerdeki resimlerin birden başka bir şeye dönüşmesi gibi dekor sürprizleri etkiyi iyice arttırıyor..
Emre Satı'yı dekor uygulaması için kutlamak gerek..
Ancak küçük çocuklar izlememeli..
Bir de yüreği ve midesi yufka olanlar..
Kanlı sahneler var..
Şiddet dolu sahneler var..
Bazı hanım seyircilerin midesi bulandı,bir süre bakamadılar örneğin..
Zaman zaman yerinizden kalkıp işkenceye uğrayan karakteri kurtarma güdünüzü bastırmak için siz de oturduğunuz koltuğun koluna yapışıyorsunuz..
Bu oyun da böyle bir şey..
Sonuçta herkes  iyi bir oyun izleyerek salondan ayrıldı..
İzmir Devlet Tiyatrosu'nun turne oyunuydu..
Biz memnun kaldık..
Umarım onlar da Ankara seyircisinden memnun kalmışlardır..

13 Aralık 2017 Çarşamba

Yeraltından Notlar

Geçen hafta sonu tiyatro adresim Şinasi Sahnesi'ydi..
Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar adlı eserinin sahne uyarlamasını izlemek üzere..
Ancak utanarak itiraf etmem gerekirse, ilk perdede uyku bastırdığı için, kafam düşe düşe uyukladığımdan, sadece ikinci perdeyi izleyebildim ..
Dolayısıyla bütün yazacaklarım ikinci perdeden yola çıkarak..
Yazıya eklediğim bu fotoğraflar da ikinci perdeden..

Sürekli diyalogla dolu olan bir oyun olarak oyuncuyu zorlayan bir oyun..
Erdinç Doğan'ın rejisinde,
Murat Çıdamlı da  Bay X olarak elinden geleni yaptı..
Yönetmen sadece başrol oyuncusuna yüklenmemiş,yan rol oyuncularını da ön plana taşımış..
Dolayısıyla Suat Karausta,Aslı Artuk Şener,Berk Baykut,Petek Ocakçı'nın da hakkını vermek gerek..
Yani  oyunu beğendim..
Dekor ve kostümler kadar oyunda kullanılan  kuklalar da oyunun izlenirliğinde etkiliydi..
Kerem Çetinel'in(Dekor),Çevren Sarayoğlu'nun(Kostüm),Ayten Öğütçü'nün(Kukla tasarım-üretim)hakkını da teslim etmek gerek..
Ve emeği geçen diğer herkesin..
Keşke ilk perdeyi de tam bir uyanıklıkla izle-
yebilseydim de bu yazıyı da hakkıyla yazabilseydim..
Ceza olarak kitabı okuyayım ..

4 Aralık 2017 Pazartesi

Giydirici

İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun turne oyunu..
Bir haftalığına Ankara'da Küçük tiyatro'da konuktu..
Hafta sonunda gidip izledim..
İstanbullu oyuncuların havasını soludum(k) iki buçuk saat boyunca..
Hakan Çimenser'in hem yönetip hem oynadığı oyunda herkesin rolünün abartılmadan,kalın çizgilerle çizilmeden vurgulanması güzeldi..
Elbette üç kişinin rolü daha öne çıkıyordu ;ama diğerlerinin etkisi olmadan onların öne çıkmaları da anlamsız olurdu doğrusu..
Celal Kadri Kınoğlu'nu ilk olarak Türkan şoray ve Haluk Bilginer'in oynadıkları o dizide, Tatlı Hayat'ta izlemiştik..
Yıllar sonra,Müşfik Kenter rahmetli olunca,onun oynadığı Bir Garip Orhan Veli'yi sahneleme nöbetini devraldı..
Henüz izleme fırsatı bulamadım,o nedenle Müşfik Kenter'den sonra nasıl bir oyuna dönüştü,bilemeyeceğim..
Giydirici'de de gerçek bir kişiyi,oyunu yazarı Ronald Harwood'u canlandırıyordu..
Oyun kitapçığından okuduğum kadarıyla,enteresan kişilermiş,'Sir' ve onu
giydiren kişi..
Sir, ünlü bir tiyatro sanatçısı..
 Giydiricisi de hayatını ona adayan bir yardımcı..
Ama ne yardımcı..
Oyuncunun sakalını peruğunu tarayıp düzelten,kostümlerini temizleyip hazır eden,repliklerini tekrarlayıp onunla ezber çalışan,morali bozuksa(ki genellikle öyle)moralini düzeltmek için binbir lafın belini büken,onu yatırıp uyutan,yediren,içiren,sahneye çıkma korkusu yaşışorsa(ki sık sık yaşıyor oyuncu)ona sahne kenarına dek eşlik edip,yüreklendiren,eşiyle tartışıyorsa ikisinin arasını bulan bir 'lüzumlu adam',,
Dolayısıyla replikleri en çok olan rol 'giydirici'nin..
Üstelik oyun metni uzun,iki buçuk saat..
Biz seyirciler için güzel olan bir şey de şu:Oyunda hem işin kulisini hem de perde önünü izliyoruz..
Yani iki türlü oyunculuk..
Hem sahnede 'rol keserken'..
Hem de kulise geçtiğinde doğal haline geçmiş gibiyken..
İkisini de canlandırması gerekiyor..
Hele bir de sahnedeki oyun Shakespeare'in bir oyunu olunca..
Şansımıza Kral Lear düşmüştü,keyfimiz de artmıştı elbette..
Kısacası dekorundan(Savaş Çevirel) kostümüne(İnci Kangal Özgür),ışığından(Akın Yılmaz) aksesuarına
güzel kotarılmış bir oyundu..
İstanbul keşmekeşinde yaşayanlar izleme fırsatı yaratabilirlerse keyifli zaman geçireceklerdir..
Biz Ankara'da öyle yaptık..
Hatta o saatte matine oyunu olmayan Sinan Pekinton gibi birkaç tiyatro oyuncusu da bizimle birlikte oyunu izlemeye gelmişti..
Hep birlikte oyunu izleyip alkışladık..

15 Kasım 2017 Çarşamba

Kimseye Etmem Şikayet

Cumartesi İhanet'i izlemek için Ankara'ya gitmek üzere yola çıktım..
Eski öğrencilerimden Birkan ve Semih de aynı araçla Ankara'ya gidiyordu..
Arkada oturdukları için,yerlerine geçene dek süren, kısacık konuşmamızda Semih'in hasta olduğunu öğrendim..
Tiroid kanseriymiş..
İlk biyopsi yetersiz gelmiş,..
Tekrar biyopsi yapılmış..
Sonucun açıklanmasını bekliyormuş..
O günden beri diğer sınıf arkadaşlarını,tabii bende telefon numarası olanları,arayıp haber veriyorum..
Sevinerek gördüm ki,hepsi birbirinden haberdar..
Çoktan duymuşlar,geçmiş olsun telefonları etmişler..

Zaten çoğalmış olan bu hastalığın,çocuklar ve gençleri vurması daha acı oluyor..
Geçen yıl da Aliye'nin kanserle savaşa tutuştuğunu ve kazandığını,yine ben geç kalarak,öğrenmiştim..
Bir şifa da Semih'in başına..

Pazar gününü ziyaretlere ayırdım..
Önce,zatürre başlangıcı tanısıyla hastaneye yatırılan İhsan Bey'i ziyaret ettim..
Durumu iyi..
Sevenleri ve bol bol gelen ziyaretçileriyle çevrili olarak taburcu olacağı günü bekliyor..

Hastaneden çıkışta Huzurevi'ne gittim..
Son ziyaretimden beri aylar geçmiş..
Çok ihmal etmişim ..
Kapıda karşılaştığım İsmail haberi verdi..
Sabiha Hanım'ı beşinci kata çıkarmışlar..
Vay,Sabiha Hanım,beşinci katta ha!..
Yani durumu ağır olanların katında..
Sebep ne?
Artık yerinden kalkamıyormuş..
Altına bez bağlanıyormuş..
O temiz,titiz,bir şeycikleri beğenmeyen,ağzına koyacağı her lokmayı titizlikle seçen Sabiha Hanım mı?
Evet..
Vay ki vay!
Tanıdığım başka bir hanım beni beşinci kata çıkardı,kaçak olarak,idareden izinsiz..
O kata ziyaretçi almıyorlar..

Tek kişilik bir odada,eski bir kanepeye oturtulmuş..
Pırıl pırıl mavi gözleri bulutlarla örtülmüş..
Sesi ötelerden geliyor ve yorgun..
Fotoğrafları duvara astırmamış,çekmeceye atıvermişler..
İki oğlunun fotoğrafıyla konuştuğunu söylerdi oysa,yalnız ve uykusuz gecelerinde..
Hep açık olan televizyonu  kapalı..

Titizliği  ise baki..
Gelen yemek tepsisine yine elini sürmedi..
"Kokuyor bunlar!"diye..
Kendilerinden izinsiz ve habersiz odaya geldiğim için beni kovalamaya gelen görevlilerin sesi ben çıkarkan giderek yükseliyordu..
Yemek yemesi için zorluyorlardı..
Çünkü az önce bırakılan tepsideki yemeğe dokunmamıştı..
Benim getirdiğim haşlanmış pancardan üç lokma yiyip,kalanını sonra yemek için saklamak istemişti..
Bir de zayıfladığı için protez dişlerinin damağını vurduğundan,yerinden kalkamadığı için ağzından çıkarıp yıkayamadından yakınmıştı..

Huzurevindeki yalnızlık köşesinde..
Gözleri kendi içine dönmeye başlamış Sabiha Hanım..
İkisi kız dört çocuğundan uzakta..

Nasıldı o şarkı:
"Kimseye etmem şikayet
Ağlarım ben halime
Titrerim mücrim gibi
Baktıkça istikbalime"..

Off!


14 Kasım 2017 Salı

İhanet

Hafta sonu tiyatro seyri için adres Küçük Tiyatro idi..
Yeni oyunlardan İhanet'i izledik..
Nahit Sırrı Örik'in yazdığı oyunu Özen Yula sahneye koymuş..
Oyunun sahnelenişi yapay,oyunculuklar yapmacık geldi bana..
Özenli olduğunu gösterebilmek adına epey çalışılmış,bir üslup çalıştırıcı bile tutulmuş,oyun ekibinde adını okuduk;ancak yeterli gelmemiş..
Yönetmene düşündüğünün gerçekleşemediğini kimse söyleyemedi sanırım..
Dolayısıyla oyunu sevmedim..

Hakan Dündar'ın dekorunu da, o arkadaki koca boşluk neye yarıyor acaba,diye izlerken, o da ne?..
O koca boşluk eski zaman radyosunun kadranı olarak tasarlanmış meğer..
Dönemin canlı kayıtlarından birinin perde arkasından yansıtılması düşünülmüş..
İyi ki öyle düşünülmüş..
Oyunun bir yerinde,o karanlık nokta aydınlandı..
Orada oturan dört orkestra üyesi ve bir solist hanım konsere başladı..
 Deniz Alver Çamlıdağ'ın yumuşacık sesi mest etti bizi..
"Fikrimin İnce Gülü" ile başladı..
"Kimseye Etmem Şikayet "ile devam etti..
O zaman dek uyuklayarak izlediğim oyunda şarkıların güzelliği ile uyandım elbette..
İkinci perdenin ilk şarkısı "Gamzedeyim Deva Bulmam" oldu..
Son şarkı ise finalde seslendirilen "Mayadağ'dan Kalkan Kazlar" idi..
Bunu da Müzeyyen Senar'ın söyleyişini taklit ederek sahnede yaptı..
Başında Müzeyyen Senar'ın alametifarikası  kızıl renginde perukla..
Keşke bu şarkıyı da o perde arkasındaki yorumuyla söyleseydi..
Yine de şikayetim yok..
Ya da tek şikayetim,niye daha çok şarkı söylemedi,olabilir ancak..

Bir gün önce Atamızı anmış olmanın hissiyatı üzerimizde iken,1930'ların şarkılarının okunması daha bir hislendirdi bizi..
Tiyatroyu güzelleştiren de bu mini konserdi zaten..
Sadece bu şarkılar ve o güzel yorumu ile Deniz Hanım'ı izlemek için gidilir..



10 Kasım 2017 Cuma

Ben, Mustafa Kemal


  " İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... 
İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. 
Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. 
Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!"

"Ben vazifemin bitmediğini, yüklendiğim sorumluluğun da yüksek ve çetin olduğunu anlıyorum. Arkadaşlar, bu vazife bitmeyecektir; ben toprak olduktan sonra da devam edecektir!
 Ben seve seve, sevine sevine bütün varlığımı bu kutsal vazifeye vereceğim ve onun yüksek sorumluluğunu yüklenmekle mesut olacağım. Vazifeme başarı ile devam edebileceğim. Çünkü büyük milletimizin kalp ve vicdanında bana karşı sarsılmaz bir güven ve itimat taşımakta olduğunu görüyorum. Bu benim için büyük kuvvettir, büyük yetkidir."

 " Ben zannediyorum ki, millet fertlerinin hiç birinden fazla yüksekliğe sahip değilim. Bende fazla girişim görüldüyse bu benden değil, milletin bileşkesinden çıkan bir girişimdir. 
Sizler olmasaydınız, sizlerin vicdanî eğilimleriniz bana dayanak noktası teşkil etmemiş olsaydı; bendeki girişimlerin hiçbiri olmazdı. Millete ait meziyetleri yalnız şahıslara bırakan anlayış, eski idarelerin sistem ve usul meselesinden doğuyordu."

 "Vaktiyle mevcut devlet ve devletlerin kuruluş şekli, sadece bir şahsın menfaatlerini ve arzularını tatmine yönelmiş idi. Şahısların bu arzu ve emellerine hizmet eden millet, gösterilen büyüklüklerin şerefinden asla payını alamaz, ancak hata ve beceriksizlik olursa onlar millete yüklenirdi.
 Bugün bu hâl mevcut değilse, millet kendi büyüklüğünü olduğu gibi dünyaya göstermişse, fazlalık bende değil, bugünkü idarenin niteliğindedir. 
Bu şekil mevcut oldukça, bu mevkie çıkacak herkesin yapacağı şey bundan başka türlü olamaz."

 "Benim şan ve şerefimden bahsetmek de hatadır. 

İyi dinleyiniz öğüdüm budur ki, içinizden herhangi bir adam çıkar, şan, şeref davası güder ve benzersiz olmak isterse, başınızın belasıdır; ilk önce kafası kırılacak adam budur!
 Mensup olduğum Türk milletinin şan ve şerefi varsa, benim de bir ferdi olmak sıfatıyla şanım şerefim vardır, asla başka değilim."

" 30 Ağustos'ta sevk ve idare ettiğim muharebe, Türk Milleti'nin yanımda bulunduğu halde, idare ettiğim ilk ve son muharebedir. 
Bir insan kendini, milletle beraber hissettiği zaman, ne kadar kuvvetli buluyor bilir misiniz? 
Bunu tarif müşküldür."

"Arkadaşlarımız ve milletin bütün fertleri gibi, millî davamızda benim de emeğim geçmiş ise, bu çalışmada iş yapma kuvveti ve başarı varsa, bunu şahsıma atfetmeyiniz. Ancak ve ancak bütün milletin manevî şahsiyetine atfediniz."
" Ben, milletin bu yüksek, manevî şahsiyeti içinde bir

naçiz fert olmakla bahtiyarım.
Efendiler, millet bütünüyle manevî bir şahıs halinde ve bir birleşmiş kitle şeklinde belirdi ve bu yüce birliği koruyarak ona düşman olanları ortadan kaldırdı."

" Millet ve memleketin sayesinde kazanılan rütbe ve refahın bir ehemmiyeti, bir kutsallığı vardır. Biz bunlardan, ancak yine bu aziz millet ve memlekete borçlu olduğumuz son bir namus vazifesini yapmak içîn ayrıldık. Milletin kendi hayatını kurtarmak, kendi meşru hakkını müdafaa etmek için çıkardığı sese iştirak etmek, her kendini bilen vatandaşın vazifesidir. Eğer bu millet, bu memleket parçalanacak olursa umumî şerefsizliğin yıkıntısı altında, şunun bunun kişisel şerefi de parça parça olur. Biz, o umumî şerefi kurtarabilmek için harekete gelen millete ruhumuzla iştirak ettik, iştirakimize mâni olabilecek şahsî rütbeleri, mevkileri de umumî şerefi kurtarmaya yönelik bir gaye uğruna feda ettik."

" Bütün vazifelerin üstünde bizim de bir vicdanî vazifemiz vardı; o da, herkesin sudan bir takım vazifeler yaptığı sırada hayatımızı, varlığımızı bu milletin bağrına sokarak, onlarla beraber düşman karşısında uğraşmak olmuştur!"

"  Memleket ve milletin kurtuluşu ve mutluluğu için çalışmaktan başka bir maksadım yoktur. Bu, bir insan için kâfi bir sevinç ve haz temin eder. Benimle beraber olan arkadaşlarım, bütün vatandaşlarım da aynı maksadı takip etmektedirler. Şahsî ve ailevî huzur ve mutluluğun, milletin huzur ve mutluluğuyla ayakta durduğunu, memleketin güvenlik ve dokunulmazlığıyla mümkün olduğunu gerçek ve ciddî bir surette anlamışlardır. Ben ve benimle beraber olanlar, hedefimizin yüceliğine, yolumuzun doğruluğuna eminiz. Bunda asla şüphe ve tereddüdümüz yoktur. 


Milletimizin, Türk milletinin yakın, uzak tarihine lüzumu kadar bilgimiz vardır, Mazinin derslerini, bugünün ve geleceğin hayatı için göz önünde tutmak dikkatinden mahrum değiliz.
 Yaptığımız hizmetlerle övünmüyoruz. 
Yapacağımız hizmetlerin, iftihar sebebi olabileceği ümidiyle avunuyoruz."


" Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint'ten, Mısır'dan döner dolaşır gene gelir, verimli neticeleri kalpleri doldurur."

"Ben, manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, ilim ve akıldır. Benden sonrakiler, bizim aşmak zorunda olduğumuz çetin ve köklü müşkülât önünde, belki gâyelere tamamen eremediğimizi, fakat asla taviz vermediğimizi, akıl ve ilmi rehber edindiğimizi tasdik edeceklerdir.
 Zaman süratle dönüyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur. "
    

Ölümünün 79.yılında O'nu saygı ve minnetle anıyoruz..
Aslında sadece bugün değil her gün anıyoruz,demek daha doğru olur..
Yaşadığımız her şey bizi mutlaka O'nu bir kez daha hatırlamaya götürüyor..
Gönül borcumuz çok..
O'na ve Cumhuriyetimize emek veren herkese..
Işıklar içinde olsunlar..



8 Kasım 2017 Çarşamba

Muhteşem Diva

Filmini izlememiş olsaydım keşke!
Belki o zaman bu kadar kötü bulmazdım oyunu..
Merly Streep ve Hugh Grant'ın başrollerinde oldukları Florence adlı filmden bahsediyorum..
Florence Foster Jenkins adlı egzantrik bir hanımın hayatı üzerine yazılmış tiyatro oyunundan senaryo haline getirilmiş bir film..
Holywood'un sihirli değneği dokununca çok keyifli bir seyirlik çıkmış ortaya..
Tiyatro olarak hafta sonunda izlediğimizde ise aynı keyfi vermedi ne yazık ki..
Oyun metnine buldum kabahati..
Eski,yabancı,yadırgatıcı,seyirciye ulaşamayan bir metin olmalı..
Yoksa oyuncular ellerinden geleni yaptılar..
Yönetmenin sade anlayışı için de bir şey diyemeyeceğim..
Ama oyun metnini kalemi kuvvetli biri elden geçirmeliydi..
Bütün konuyu bildiğim,dolayısıyla keyifli bir seyir için çok da hazır gittiğim salondan tuhaf bir buruklukla ayrıldım..
Yine bana hüsran,bana yine hasret, yine bana esmer günler..
Sezor başından beri bu kaçıncı hayal kırıklığı..
Üç sezondur bu kaçıncı hevesle gidip hüsranla dönmeler..

31 Ekim 2017 Salı

Yaşasın Cumhuriyet !

Pazar günü en büyük bayramımızı kutlamak için şehrimizin meydanındayız..
Cumhuriyet Meydanı'nda..
Protokolü ve görevlileri saymazsak meydanın içini dolduramayan cılız bir kalabalık var..
Asıl kalabalık ise meydanın dışında ve cıvıl cıvıl..
Geçit töreninin başlamasını bekleyen öğrenciler..
Ellerinde Türk bayrakları..
Bir yanda rengarenk giysileri ve pırıl pırıl yüzleriyle halk oyunu gösterisinin ekipleri..
Ve elbette bandosuyla,resmi giysili birlikleriyle askerler..
Asıl güzel olansa..
Annelerinin elinden tutmuş,diğer ellerine de bayraklarını almış minikler..
Bir tören de hemen resmi programdan sonra mezarlıktaydı..

J.Ütğm.Ruşen Ülker'in 28.şehitlik yıldönümü için anma töreni..
Katılımcılar, 1985 yılında Harp Okulu'ndan devre arkadaşları ve annesi..
Birkaç da duyarlı vatandaş..
Toplam on dokuz kişi..
Altı yıldır aksatmadan toplanan arkadaşları  ve annesi Gülümser Hanım erkenden gelmiş bekliyordu..
Bir kenarda hoca efendi Kuran'dan ayetler okuyor,herkes sessizce dinliyor..
Annesinin dudakları dualarla kıpır kıpır..
Bir yandan arkadaşları,getirdikleri gülsuyu ve çikolataları herkese ikram ediyor..
Ruşen'in ruhu ruşen(aydınlık) olsun dilekleriyle..

29 Ekim 1989'da teröristlerden ele geçirilen cephanenin sayımı sırasında,bir bombanın patlaması sonucu şehit olmuş..
Henüz 23 yaşındaymış..
Bir kız arkadaşı varmış..
Bir de annesi..
Kız arkadaşı yoluna devam etmiş..
Onsuz..
                                                                   Annesine gelince..
                                                                   Hep onunla..


30 Ekim 2017 Pazartesi

Yedi Kocalı Hürmüz

Cumartesi..
İstikamet:Modern dans gösterisi olan Tango'S'tan sonra Altındağ Sahnesi..
İzlenecek oyun: Yedi Kocalı Hürmüz..
Ankara Devlet Tiyatrosu'nun bu sezon oyunlarından..

Türkan Şoray'ın güzelim oyunuyla çevrilen filmi biliyoruz..
Ayten Gökçerli televizyon filmini biliyoruz..
Hatta Ayten Gökçer'in seslendirdiği şarkı hala kulaklarımızda..
"Hey Tanrım bana bana bir tane..
Bir de yetmez iki tane..
İki de yetmez..."
Böyle olunca seyirci olarak hem eğlenmeye hazırım,hem de ukalalığa..

Sonucu baştan söyleyeyim..
Eğlendik mi ?..
Eveet!
Hem de çok..
Yadırgadığım şeyler oldu mu?
Eveet!
Birkaç tane..

Detaylı olarak söylersek..
Biraz gazino havasını andırsa da dekor iyiydi..
Özge Akarsu'nun eline sağlık..

Müzikler iyiydi ama bizim kulaklarımızdaki müzikten farklı olunca ben yadırgadım biraz..
Genç ve hiç öncekileri izlememiş biri olsam başka düşünebilirdim tabii..
Sevgi Sanlı ve Murat Gedikli'nun ellerine sağlık..

Kostümler de Özge Akarsu'nun elinden çıkmış..
Epeyce renkli ve hareketli giysiler..
Sıkılırsanız gözünüzü oyalar..

Asıl güzel olana gelirsek..
Oyunculuklar..
Bilhassa Hürmüz'ün kocalarını oynayan demlenmiş oyuncular:Bilal Gürdere(Fişek Ömer),Bahadır Karasu(Hallaç),Şemsettin ZırhlıBekçi Memo),Kayhan Sarıgüllü(Kadı Efendi),Cem Balcı(Laz),Umut Toprak(Doktor)çok keyifle oynadılar..
Meydan sahne biçiminde düzenlendiği için bir süre sonra bütün oyuncular sahnedeydiler..Rolü biten hemen arkadaki halkaya katılıp oyunu izliyor,sırası gelen yerinden kalkıp sahneye katılıyordu..
Havva rolündeki Firdevs Aylin Tez ise hepimizi  gülmekten kırdı geçirdi..
Genç oyuncular da başrol , yan rol  ayrımı yapılmayan oyunda köşelerde kalmadılar..Böylece bütünlüklü bir oyun çıkmış ve oyunun keyfi herkese dağıtılmıştı..
Seyirciler de, oyuncular da gülerek eğlenerek iki buçuk saat geçirdik..
Hayata daha tahammül ederek dönebilecek kıvama geldik..

Hürmüz rolündeki Pelin Dikmenoğlu biraz geçkin bir Hürmüz rolünde oldukça başarılıydı..
Çöpçatan Safinaz rolündeki Demet Bölükbaşı da öyle..

Umarım yolları açık,salonları dolu,alkışları bol olur..
Yönetmen İsmet Numanoğlu'na da alkışların büyüğü elbette..
Selvi Boylum Al Yazmalım'a göndermelerin sebebini ise anlamadım..
Espriye güldük geçtik gerçi ama..
Bu oyunda kimse kimseye emek vermiyor,son kocaya dek;onu mu demek istedi acaba?

Böyle felsefelere dalmazsanız.sezonun en eğlenceli oyunlarından birini izliyorsunuz demektir..

Tango'S

Cumartesi..
İstikamet: Devlet Opera ve Bale Binası..
Görev:Modern Dans grubunun Tango'S gösterisini izlemek..
Görev olur mu hiç,zevk bu ,neşe,keyif,mutluluk bu..
Elli dakika süren programda biz de yerimizde kıpır kıpırdık..
Dans ne güzel şey!
Gencecik dansçılar, göğüsleri körük gibi inip kalkarak son derece efor isteyen koreografilerini gerçekleştirirken bize düşen, ışıkla dansın uyumunun tadını çıkartmaktı..
Çok keyifli bir elli dakikaydı..
Bundan sonraki gösterilerinin sadece suare olacağı düşünülürse,tek matineyi yakalayabilmiş olan benim keyfim daha da katmerliydi..
Finaldeki minik sürprize de bayıldık..
Gidilmeli ve izlenmeli..

25 Ekim 2017 Çarşamba

Mısır Yazıları-15

Son Söz
Uzun süren Mısır gezisi bahsini soru cevaplı izlenimler yazısıyla bitirelim..

Soru:Mısır'a gidilmeli mi?
Cevap:Evet..

Soru:Neden?
Cevap:Çünkü tarih derinliği sizi gerçekten büyüleyecek..
           Fotoğraflarda birçok şey görüyorsunuz ama her şeyi görmeniz için içinde bulunmanız gerek..
           Bunu gidince anlayacaksınız..

Soru:Çok mu pahalı?
Cevap:İlk bakışta öyle..
           Ancak gecelemelerin lüks otellerde olduğu paket turlarla giderseniz(bizim gibi)geçerli bu..
           Yiğit Anadolu gençleri daha uygun fiyatlara gidebilirler..

Soru:Yemek konusunda sıkıntı yaşanıyor mu?
Cevap:Hayır,ülkemizin güneydoğu mutfağını andırdığı için (hassas mideler dışında)otelde               
            olsun,dışardaki lokantalarda olsun,bir sıkıntı yaşamazsınız,yani bizim grupta kimsenin                         midesi bozulmadı..Üstelik her lokantada her şeyi silip süpürdüler..

Soru:Alışveriş konusu nasıl?
Cevap:Her gittiğiniz yerde satıcılar peşinizde olacak zaten..
            Siz ne almak isterseniz karar verin,yeter..Bir de pazarlık konusunda dirayetli olun..Dörtte bire               kadar fiyat kırabilirsiniz..Hatta daha bile fazla..
             Bizim gibi, uzun süre ne alacağınızı bilemeyenlerden olursanız havaalanında uçağı                               beklerken  de alışveriş yapabilir,ilginç şeyler bulabilirsiniz..Gözlerinizin ardında biriken                       anılar daha önemli,alışverişe çok da takılmayın..

Soru:Güvenli mi?
Cevap:Evet.Sizin emniyetinize çok önem veriliyor zaten..
           Saygıyla karşılanıp uğurlanıyorsunuz..
           Bazı bölgelerde yanınıza sivil polis
veriliyor,gün boyunca size refakat ediyor sessizce..

Soru:Mısır halkı nasıl?
Cevap:Dünyanın her yerindeki,ekmeğinin derdindeki halk nasılsa Mısır halkının orta tabakası da                   öyle..Yani sabahtan akşama kadar işinin peşinde..
            Şehirdekiler ne işte çalışıyorsa onunla,köydekiler tarlasının başında çalışmakla meşgul..
            Kadınlar dikkatinizi çok çekecek Mısır'da..
            Şehirlerde başı açık çok az kadın gördük..Hepsi başörtülü..Hatta peçeli,,
            Çoğunun yüzünü de
göremiyorsunuz..Ama sokak reklamlarındaki kadınlar makyajlı ve                        saçları yapılı olarak görünüyorlar..Gelenekler Mısır kadınının sokaktaki halini örtülerin 
            altına itmiş..Yasal zorunluluk değilmiş ama kadınlar böyle daha rahat ediyormuş..Bunu biz de              gördük..Kahire Havaalanı'ndan şehre giderken yoldaki akşam trafiğinde                                                otomobil,minibüs,kamyon fark etmeden sürücülerin birçoğu bizim arabamızdaki                                   kızlara  laf   atmayı ihmal etmedi..Minibüste kadın yolcuları olanlar   bile onlar yokmuş gibi               davranarak  bizim tarafa sarkıp birlikte yol almaya  çalışacak kadar gözü karaydılar..Mısır
             kadınlarının   örtüler altına kaçmasına hak  vermedik değil..Bir de Türkiye'de doğmuş                         olmamıza   binlerce kere  şükretmedik değil..Bizim memleketimiz kadını bu kadar arkaya                   atmıyor,bir kısım çevre  dışında..Ergenliğe giren her kız çocuğunun başı örtülüyor istisnasız..
             Köyler şehirlere göre biraz daha rahat..Çarşaf giymiyorlar,yüzleri açık..Ama şehirler..
             Bir iki düğün sahnesine denk geldik..Şaşırarak gördük ki,gelin saçı ve makyajı yapılmış                       halde gelinliğiyle ortada..Sorduk..Düğünde,ömründe bir kere kızcağızlara istediği gibi                         süslenme imkanı hoşgörülüyormuş..Onlar da bunu hakkıyla kullanıyor doğrusu..

Soru:Gençler nasıl?
Cevap:Yine dünyanın her yerindeki gençler gibi,meraklı,neşeli,şamatacı,dalgacı..Dünya gençleri ne                giyiyorsa ona yaklaşmaya çalışıyor,yeni saç modellerini uygulamaya çalışıyorlar..Yani                        erkekler..Kızlarda en fazla tunik altında tayt modeli pantolon gördük..
            Örf kadınları çok  etkiliyor,yani mahalle baskısı..Otel çalışanlarının çoğu erkek                                    örneğin..Kadınlara verilen işler de çok sınırlı..Mesela Kahire Müzesi'nde temizlik görevlileri              kadınlardı..Onlar da görevlerini yapmaya çocuklarıyla birlikte gelmişler,bizler müzeyi                          gezerken onlar da ellerinde bezlerle her şeyi siliyor,çocukları da eteklerinin altında mesainin                bitmesini bekliyordu..

Soru:Gezide en unutulmayan ne oldu?
Cevap:Benim için kadınlar,çocuklar ve yoksulluk gözlemlerinden sonra en unutulmaz olan Nil                       üzerindeki gemi yolculuğu oldu..Kamaranızda,yattığınız yerden Nil'in lacivert sularının                       üzerinden süzülerek gidiş,kıyıdaki yüz yıllık tablolar gibi duran köylerin görünüşleri hiç                     
 unutamadığım,şimdi de gözümün önüne gelen görünümler..Mısır'a bir kez daha gitmek nasip                olursa sadece bu nehir üzerindeki yolculuk kısmını isterim doğrusu..

Soru:Gerçekten çok mu sıcak?
Cevap:Evet..Nemli bir sıcak olduğunu hatırlatayım..Daha bunaltıcı yani..Ama oteller ve yolculuk                    araçları klimalı,oralarda rahat ediyorsunuz..Dışarısı için sabretmekten başka yapacak bir şey                yok..Doktorların su içme öğüdünü Mısır'da çok kolayca yerine getiriyorsunuz..Günlük su                    içme oranınız iki litreden aşağıya düşmüyor..İyi bir şey aslında..

Soru:Ekstralar için de çok para gidiyor mu?
Cevap:Gezi için evet.Luksor için kişi başı 100 Euro ödedik örneğin..Sethi'nin mezarının girişi için                  60 Dolar..Ama bir kez daha gidemeyeceğinizi düşünerek bunları gözden çıkarıyorsunuz                       zaten..Yemeklerin tamamı paket içinde olduğu için sadece içeceklere para                                             ödüyorsunuz..Onu  da gün içinde sizi gezdiren ve suyunuzu ikram eden servisin                                   buzdolabından akşam için birkaç şişe  aldınız mıydı, su  işini de hallediyorsunuz..Gerisi sizin               bileceğiniz iş artık..Yani zevkinize ve kesenize göre davranırsınız..

Soru:Eşya konusunda öneri ne?
Cevap:Şık Latifelerden değilseniz,olabilecek en az eşya ile ve en ince giysilerle gidin,derim..İki                      günde bir bavul  toplamak  eziyetine katlanmak zorundasınız unutmayın..Son kaldığımız                      otelde banyoda çamaşır ipi vardı..Üşenmiyorsanız hemen yıkayıvermek işten bile değil yani..
            Sabaha da kuruyuveriyor..Ben üşenmedim..Üç parça giysiyle geziyi bitirirsiniz,boyunuz                      kadar bavul taşımak zorunda da kalmazsınız..Ben öyle yaptım..

Soru:Son öneriler?
Cevap:Mısır çocuk demek..Her yerde sıcık gülüşleriyle çevrenizdeler..Onlara küçük                                       hediyelikler,şekerler makbule geçiyor..Hele de bizim gibi bayramda gidiyorsanız..Öneririm..
           Bir de Mısır'da her yerde herkesten şu sözü duymaya hazır olun:"Yavaş yavaş Hasan Şaş!

Soru:Mısır'a kadar gittin,dansöz izlemeden mi döndün?
Cevap:Hayır tabii ki,yüzen otelimizde bir Arap gecesi yapıldığında hem kadın hem erkek dansçıları izleme fırsatımız oldu..
           Nasıl mıydı?Müthiş!Görmek lazım gerçekten..Hala gözlerimin önünde..

Son söz:Türkiyem Türkiyem Cennetim Benim Eşsiz Milletim!




23 Ekim 2017 Pazartesi

2017

Bugün itibariyle 2017 gün oldu..
Başka bir ifadeyle beş yıl,altı ay , yirmi iki gün ve( 16.20 itibariyle) dört saat ..
Annemin sonsuz hayata geçişinden beri geçen gün sayısı bu..
Mezarının üzerinde açan çiçekleriyle bir başka alemde olduğunu her gün hatırlatsa da..
Yine de alışmak kolay olmuyor..
Unutmaksa zaten mümkün değil..
Onu da babamı da..
Otuz beş yılını tamamladı o da..
Umarım birbirlerini bulmuş,sonsuz hayatlarında da birliktedirler..
Üzerlerinde neşeyle açan çiçekler gibi güzellik ve huzur içerisindedirler..

Mısır Yazıları-14

Luksor Tapınağı
Son akşamımızda Luksor Tapınağı'nı görmeye gittik..
Gündüz şehir turunda zaten yanından geçmiştik..
Akşam ışıklandırmayla daha güzel olduğu söylendi..
Pekala,dedik..
Zaten seçim şansımız mı var?
Şehir halkıyla birlikte gezdik..
Gerçekten de etkileyici bir tapınak..
Gece de gündüz de..
Detayları görebilmek açısından gündüz gezmek daha iyi olabilir..
Bu tapınağın da bana enteresan gelen bir noktası,tapınak duvarları üzerinde yükselen cami oldu..
Yapılışndan sonra rüzgarın taşıdığı kumlar bütün tapınağı örtünce görünen  sadece sütunların tepesi olmuş..
Zaten bütün tapınakların akıbeti böyle..
O zamanın halkı da bu duvarların üzerine bir cami konduruvermişler..
Arkeologların kazıları ile tapınak açığa çıkarılınca bu kez de cami uzayda yüzüyormuş gibi tepede kalakalmış..
Antik çağın mabedini gezerken ezan ve Kuran seslerini dinliyorsunuz..
Camiyi görmek için de yerden yedi sekiz
metre yukarıya kafanızı kaldırmanız gerekiyor..
Uzay gemisi gibi duvarların üzerinde süzülüyor..
Enteresan bir görüntüydü..
Camiyi oradan taşımak için girişimler olmuş..
Ancak bir çözüm bulamamışlar..
Bence de orada kalmalı..
Turistik fotoğraflarda pek öne çıkarılan bir durum değil yazık ki..

Güneşin gazabı akşam olunca diniyor..
Şehir halkı da kendini sokağa atıyor haliyle..
Bunu gittiğimiz her yerde gördük..
Gördüğümüz bir şey de şu..
Biz harabe,tapınak ne bulursak gezerken,şehir halkı da bizi izliyor,fotoğraflıyor,fırsat bulursa yanımıza sokulup konuşmaya çalışıyor..
Özellikle çocuklar ve gençler..
Dünyanın her yerinde olduğu gibi sokulgan ve sevimliler..
Erkeklere gelince..
Her yerde yanda ve alttaki resimde olduğu gibi cellabiyeli erkekleri göreceksiniz..
Her yaş grubundan..
Her tapınaktaki görevliler böyle..
Gezenleri kontrol etmekle,düzeni sağlamakla görevliler..
Daha çok ise..
Bahşiş koparmanın derdindeler..
Bir de gözlerine kestirdikleri kadın turistlerle flört etmenin..
Hem de hiç çekinmeden..
Bazen taciz boyutunda..
Önceleri eğlenceli geliyor..
Sonra sinirlenmeye başlıyorsunuz..
Eğlenilecek kadın olmak kolay değil..
Hele kadın olmak Mısır'da hiç kolay değil..
Bunun örneğini öyle çok gördük ki..

Alışveriş

Koca Mısır'ı gezmişiz..
Alışverişsiz dönmek var mı?
Zaten döndürmüyorlar..
On gün boyunca satıcılarla köşe kapmaca oynadık..
Hücumlarını püskürttük..
Şimdi bir şeyler alabiliriz..
Papirüs,mermer objeler ve takı almamız için rehberimizin seçtiği dükkanlara götürüldük..
Herkes kesesine ve zevkine göre alışverişini yaptı..
Tur grubu sıkı pazarlıkçı..
Zaten öbür türlü ciddi turist kazığı var..
Örneğin bir şişe meyveli gazozu bir dükkanda elli Mısır lirasına aldık..
Bir saat sonra başka bir dükkanda aynı şişeyi yirmi liraya satın aldık..
Dolayısıyla onlar kazıklamaya,biz de pazarlığa asıldıkça asılıyoruz,,
Gücü gücü yetene..
Alışveriş bölümü de epeyce eğlenceli yani..
Zaten gezinin sonundayız artık..
Güzel anılarla dönmek en doğrusu..


Uyarı:Alışverişte kazıklanmaya karşı dikkat !

18 Ekim 2017 Çarşamba

Mısır Yazıları-13

Luksor
Otelimiz şehir içinde,gezeceğimiz yerlerin bir kısmı da şehir merkezinde olunca uzun yorucu yolculuklar bitmiş oldu..
Şimdi artık yürüyerek veya kısa araba yolculukları ile gezebiliyoruz

Akşam Luksor pazarını gezmeye gittik..
Bizim yerli pazarlarımız gibi.
Hava karadıktan sonra ancak gidebildiğimiz için çoktan toplanmışlardır diye düşünmüştüm..
Yanılmışım..
Güneşin gazabından dolayı asıl alışveriş akşam hatta gece yapılıyor ..
Halk akın akın pazara gidiyordu..

 Ertesi sabah Luksor Müzesi'ni ziyaret ettik..
Küçük ama epeyce materyal var..
Mısır tarihi ve sanatı üzerine..
Hele bir mumya örtüsü vardı..
Boncuktan yapılmış ve ne güzel bir desen oluşturulmuş..
Sanatçının yeteneğine ve hayal gücüne hayran oldum,en az üç bin yaşındaki bu eserde..
Dönüp dönüp tekrar baktım..
(Hani fotoğraf diyenlere,fotoğraf makinem beş gün önce kapris yapıp kenara çekildi,diye belirtmiştim,yazıların üçüncüsünde.sanırım..
Dolayısıyla fotoğraf makinesi otelde yatıyor,ben geziyorum..
Gördüklerimden aklımda kalanları yazıp,hazırda fotoğraf bulursam ekliyorum..
Bu yandaki de hazır bir fotoğraf..)
Mısır kentlerinden herhangi birinin sokağı olarak görülebilir..
Binalar eski,dükkanlar açık sergileme usulü,yerli halkla turistlerin birlikte dolaştığı kalabalık sokaklar..
Sadece gözleri görünen simsiyah giysili Arap kadınlarının ,cellabiye denilen uzun entarileriyle Arap erkeklerinin yanında sereserpe gezinen turistlerin görüntüleri başlıbaşına
başına çok ilginç zaten..


Karnak Tapınağı
Luksor'un içinde yer alıyor..
Luksor Tapınağı ile iki buçuk kilometrelik bir caddenin iki ucunda yer alıyorlar..
Girişte iki sıra olarak dizilmiş koç başlı heykellerin arasından geçerek tapınağa giriyorsunuz..
Biz de girdik..
Kocaman bir tapınak kompleksi..
Birçok yapılar..
Hızla gezince hepsini hatırlayamıyorsunuz..
Ama unutamadığım iki sahne var burada..
Antik Mısır'da kutsal sayılan gübre böceğinin bir haykeli var,küçük bir meydanda..
Çevresini tavaf eden birçok da insan..
Bereket getirdiğine mi inanılıyonmuş,ne..
Belli bir sayıda dönülecekmiş..
Gülüp geçiyorsunuz..

Bir de tapınağın dışındaki boş alanın ucuna yerleştirlmiş küçük bir Müslüman mezarı var..
Bizdeki türbe biçiminde..
Kubbenin üzerinde hilal var..
Nedir diye sordum..
16.yüzyılda burada yaşayan bir sufi dervişi ve dört müridinin mezarıymış..
Gidip baktım..
Son derece bakımsız ve pisti..
Ama bir tapınağın hemen dibine yapılışları ilginçti..
Bizde de Ankara'da Hacıbayram Türbesi ve Camii var,tıpkı böyle..
Ama daha bakımlı ve daha zarif..
Tapınakta dikkatimizi çeken bir nokta da dikilitaş oldu..
İstanbul'da Sultanahmet Meyranı'ndaki dikilitaşın aynısı..
Zaten dört tane imiş..
Birisi Fransa'ya götürülmüş..
Biri de Roma döneminde İstanbul'a getirilmiş..
Rehberimiz Emad takılıyor..
Türkiye'den talep ediyoruz,diye..
Hele Fransa'dakini alın da öyle gelin,diyoruz..