29 Mayıs 2015 Cuma

Güle Güle Selma Fındıklı

Dün sabah mutfakta,her perşembe Ücret Köyü'nden gelen sütçümüz Cemalettin'in getirdiği sütü pişiriyordum.
 Her zamanki gibi açık olan TRT Radyo-1'de verilen habere kulak kabarttım.
"Ankara Radyosu'ndaki çalışma arkadaşlarımızdan Selma Fındıklı'yı kaybettik!"
Selma Fındıklı geçen çarşamba, yani üç gün önce,bir kalp kriziyle bu dünyaya veda etmiş.
Bilmeyenler için,Allah rahmet etsin,denilip geçilecek bir haber..
Bizim gibiler içinse...
Her çarşamba gecesi dinlediğimiz Radyo Tiyatrosu'nun dramaturglarından biridir..
Severek okuduğum Loş Sokağın Kadınları,Ankara Ekspresi,Gözüm Yaşı Tuna Selidir Şimdi,İmbatta Karanfil Kokusu kitaplarının, hem de birkaç ödül sahibi yazarıdır..
Birkaç sene önce okuldaki Kütüphanecilik Haftası kutlama programına davet için telefonla arayıp bulduğum;ancak programının uymaması nedeniyle gelemeyen,daha sonra da bir türlü denk getiremediğimiz üretken bir kalemdir...
İçli,duyarlı,kırılgan,biraz Füruzan'a benzettiğim anlatım diliyle severek okuduğum bir isimdir..
Tanışsaydık başka neler söyleyecektik kimbilir;ama artık sadece yazdıkları üzerinden konuşabileceğimiz,erken kaybettiğimiz(49 yaşındaymış henüz),nitelikli isimlerden biridir..
Adını yazdığınızda henüz ölümüyle veya kendisiyle ilgili bir haber çıkmadığına göre de muhtemelen gündeme bile düşememiştir..
Güle Güle Selma Fındıklı,adının 'bir ruzigar' olarak kalacağını, seni şimdi keşfedip okuyanların sayısı nın artacağını umut ederim.

 Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 66.gün)

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Mis Gibi Hanımeli ve İğde Kokuyor

İğdeler açalı birkaç gün oldu. Sabırsızlanan hanımelleri de açtı. Şimdi her yer iğde ve hanımeli kokuyor. (İçimden,şarkı söyler gibi 'la bu şehirde her yer hanımeli ve iğde kokuyor'demiyor değilim) Balkona çıkın iğde,apartman içi iğde,yoldan geçin hanımeli kokusu burnunuzu bırakmıyor.. Oktay Rıfat'ın leylak dalları için yazdığı "Köşeyi tutan leylak kokusu/Yakamı bırak gideyim"dizeleri, şimdilerde " Bütün şehri tutan iğde ve hanımeli kokusu/Siz hep kokun e mi?" şeklinde söylense yeri var. Gülleri ise hiç sormayın..çılgınlar gibi tomurcuk veriyor,renk patlamaları yaratıyorlar;öyle ki hangisini koklayacağınızı şaşırıyorsunuz.. Böyle güzellikleri görünce de insan hep o sözü söylüyor:Yaşamak ne güzel!
 Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 64 gün)

26 Mayıs 2015 Salı

Görünmezlik Çağı

Yıllar önce izlediğim ve adını ne yazık ki hatırlamadığım bir Burt Lancaster filminde geçmişti o söz:"İhtiyarlığın nesi en kötüdür,bilir misin?Görünmez olmaktır!Evet,insanlar yanından gelir,geçer ama seni görmezler.Görülmeyen bir insan olursun.Aslında artık sen yoksun onlara göre.." Geçen pazar günü mahalle çeşmesinden su almak için giderken gördüğüm teyze beni çağırıp aynı sözü söyleyince içim buruldu. Onu daha önceki gidişlerimden birinde de görmüştüm. O da beni görmüş,kendi kendine de içlenmiş,selam vermeden geçtim diye.. Aslında yaşı benden büyüklerin yanından geçerken mutlaka selam veriyorum,tıpkı rahmetli annemin yaptığı gibi.. Ancak bazen keçiliğim mi tutuyor desem ya da karşımdakinin 'elektriği' mi etkiliyor,bilmiyorum ve başımı eğip geçiyorum,kendime de kızarak.. Bu sefer de onu gördüm aslında,başımı eğip geçecektim ki,seslendi: "Geçen sefer de selam vermeden geçtin,besbelli yaşlanınca bizi kimse görmüyor,diye düşündüm,bu sefer de ben sesleneyim,dedim." Bu söz üzerine durdum elbette,bastonuna dayanarak ağır ağır yaklaştı.Tekrarladı: "Geçen sefer yanımdan geçtin,selam vermeden..Arkandan baktım,hızla uzaklaştın..Besbelli gençlik böyle dedim,arkandan..Ama bu sefer yakaladım!" Selamını memnuniyetle aldığımı,bazen selam verdiğim zaman karşılık alamadığım için,göz göze gelmeden selam vermediğimi ama bana selam verilirse muhakkak selamla karşılık verdiğimi söyledim. Ayak üstü tanıştık. Adı Mürvet'miş.Hemen arkamızdaki apartmanda oturuyormuş.Birlikte yaşadığı kocası evdeymiş.Bir yakınlarına taziye ziyaretine gidiyormuş.Geçen yıl kalça kırığı nedeniyle ameliyat geçirmiş.O nedenle bastonla geziyormuş.Doktoru da kocası da kısa mesafeleri yürümesini istiyorlarmış.O nedenle sık sık yürüyüşe çıkıyormuş. Selam verme bahsine gelince,"Ben kime selam vereceğimi gözünden bilirim,kızım"dedi. Herkesle selamlaşılamayacağını o da kabul ediyor yani.. Yokuşun sonuna kadar birlikte yürüdük."Eve de beklerim."dedi.Vedalaşıp ayrıldık. Ramazan başında bir ziyaret ederim seni Mürvet Teyze,gördükçe de selamlarım,ahbap olduk artık..
 Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 63.gün)

25 Mayıs 2015 Pazartesi

Aman Avcı Vurma Beni

Geçen hafta sonu ilçemizde av meraklılarının ilgisini çekecek bir etkinlik düzenlenmişti.. İlçeye çok yakın,yürüme mesafesindeki köylerimizden Üçpınar'da hazırlanan ve üç gün süren Avdoğa Festivali alanına son günü olan pazar günü gitme fırsatı bulabildim. Meraklısını pek ilgilendirecek,benim gibilerinin ise aval aval bakınmaktan öteye gidemeyecekleri alanda av ve avcılıkla ilgili birçok materyalin(Her neviden bıçak,tabanca,tüfek dememek için çabalıyorum)boy boy sergilendiği çadırlar,av meraklısı kocalarına,babalarına ayak uydurmak zorunda kalan kadınlar,çocuklar,tasmasından tutularak gezdirilen av köpekleri,her yerden gelen atış sesleri..ortalık tam bir curcunaydı gittiğimde..bir de biz aval avallar gittik, noksan kalmadı. İki meslektaşımı gördüm,ne var ne yok diye gelenler arasında..pek de bir şey bulamadılar ki,hemen gittiler.. Asıl görülesi olanlarsa erkeklerdi.. Bir hikayede okumuştum,"Erkekler çocuk irisidir,kızım!"diye.. Silahını omuzuna vurup az önce bir geyik avlamış gibi kurumla poz keseninden tutun,akşamın alacasında çadırlar sökülür,karavanlar yola düzülürken hala hedef tahtasına atış yapma derdinde olanına,'atıcılık' maharetini gösterme heveslisi ile dolu idi ortalık..hem de her yaştan..ihtiyarı,genci,çocuğu..kaptırmışlar kendilerini,sormayın hallerini.. Bu arada adını hatırlayamadığım bir sürü türlerde atış müsabakaları yapıldı ve sonuçta başarılı olanlara ödül takdimi yapıldı. Festivale ilgi çok olmayınca sadece katılımcıların toplandığı ödül töreninde, alkışlayan da kendileriydi,alkışlanan da..ve neredeyse herkes bir ödül aldı,hatta törenin sunucusu bile..anlayın gerisini.. Hatta bir belediye çalışanı plaketlerden birini almış geziniyordu..Alanda görevli olan oğluna sordum,"Babam bugün hiç atış yapmadı."dedi.. Besbelli festival alanına gelmeyi plaket almak için yeterli sayıp,törenle takdim edilmesi kısmını pas geçmiş muhterem.."Atıcılığıyla" övünür artık.. Dikkatimi çeken bir şey de,atışlar bittikten sonra yerdeki kurşun parçalarını toplamaya çıkan delikanlıydı.Uzun uzun toprakları eşeleyerek parçaları topladı. "Ne yapacaksın bunları?"dedim. "Meslek olmayınca ekmeğimizi çöpten çıkarıyoruz,bunları hurdacıya satıyorum.."dedi. Sabahtan akşama şehrin çöplerini ayıklayanlardan birisiymiş,cam,plastik ne bulursa topluyormuş.Bugün de buraya gelmiş. Beş kilo kadar kurşun parçasıyla dolu kutuyu koltuğuna sıkıştırıp sevinerek gitti. Bence festivalin birincisi de oydu. Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 62.gün)

22 Mayıs 2015 Cuma

Gelmezsen Gelme Arruzo

Bizim fotograflarımızı çekmeye nazlanan Arruzo'ya güzelliğimizi ve çalışkanlığımızı gösterelim dedik.Görüldüğü gibi daha çiçeklerimiz solmadan meyvelerimizi büyütüyoruz.. Bu halimizle görmek isterseniz diye adresimizi de veriyoruz .. imza: vişne dalı  adres: şehir mezarlığı 7. ada 20. parsel


 Bizi de gör Arruzo ,bizi de.. imza:erguvan fidanı, adres: Elifkent bahçesi

 Seneye bekleriz!

19 Mayıs 2015 Salı

Genciz Biz Şehidiz Biz

Bugün 19 Mayıs,Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız..
Sabah annemleri ziyaret ettikten sonra uğradığım Şehitlik'teki mart ayından beri şehitlik yıldönümlerinde yazmayı ihmal ettiğim genç aslanları yazmak istedim bu bayramımızda..

"Er, Gaziantepli Mehmet Durna,16 Mart 1964'te şehit,28 yaşındaydı..
Er, İzmirli Nuri Gök,16 Mart 1964'te şehit,21 yaşındaydı..
Deniz Assb.Çvş.,Polatlılı Göksel Lale,23 Mart 1990'da şehit,21 yaşındaydı..

Topçu Plt.Tğm.,Bursalı İsmail Ergin,10 Nisan 1951'de şehit,24 yaşındaydı..
Pilot Ütğm.,Ankaralı Kemal Akdora,10 Nisan 1951'de şehit,28 yaşındaydı..

Top. Atğm.,Zonguldaklı M.Ali Engin,2 Mayıs 1969'da şehit,20 yaşındaydı..
Thk Pilot, Bolulu Celal Altunbaş,14 Mayıs 1984'te şehit,32 yaşındaydı..
P.Kd.Çvş.,Polatlılı Turan Kalın,16 Mayıs 2001,31 yaşındaydı..
Er, Kahramanmaraşlı Mustafa Er,18 Mayıs 1964'te şehit,21 yaşındaydı..
Er,Bolulu Hasan Hüseyin Ertem,24 Mayıs 1982,21 yaşındaydı..
Mu.Assb.Çvş.,Polatlılı Erbil Çelik,31 Mayıs 1994'te şehit,20 yaşındaydı..

Mart ile haziran arasında şehit düşen gençleriz biz..
Diğer yirmi bir şehitle yan yana vatanı bekleyenleriz biz..

Sabah içimizden2009'da şehit düşen Abdullah Erkmen'in annesiyle babası da ziyaretimize geldi.
Fatma Anne yine oğlunun ve kabir komşularının mezarlarını yıkadı,çiçeklerini suladı,gözyaşları kirpiklerinin ucuna takılı,ellerini açıp dua etti ve sessizce gitti."

Fatma Hanımla ve Adem Beyle selamlaştık,hatırlarını sordum.
Fatma Hanım'ın,benimle konuşurken de,  gözyaşları kirpiklerinin ucunda sessizce birikti,birikti..ikimizin de boğazında bir yumru büyüdü,büyüdü...


Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 56.gün)



18 Mayıs 2015 Pazartesi

Nikah Masasında Şahidim İşte

Geçen cumartesi bir nikahta şahitlik ettim.İlk kez !
Çok da gururlandım doğrusu..
Gelin Betül,eski bir öğrencimdi,damat Baki de öyle..
Baki,iki ay kadar önce okulda ziyaretime gelmiş,bu yaz yapacakları düğün öncesinde nikahlarında şahit olmamı rica etmişti..
İlk kez bir öğrencim böyle bir şey istiyordu,kırar mıyım,onur duyarak kabul ettim.
Geçen hafta ortası da akşam telefon etti.Nikahı öne almışlar,16 Mayıs'ta öğleyin nikah merasimi varmış..haydi bakalım...
Ben de sona eren tiyatro sezonunu,daha önce gördüğüm iki oyuna tekrar giderek kapatayım,diye planlıyordum..yapamadım tabii...
Cumartesi her zamanki sabah ziyaretini ve ev işlerini tamamlayıp,12.30'daki nikaha on dakika kala yetişebildim.Daha yoldayken de Baki arayıp beklediklerini bildirerek, geciktiğimi vurguladı elbette!
Nikah salonunun girişi önünde benim öğrencilerim ama şimdi gelin ve damat olan iki güzel genç ve aileleri pür itina hazırlanmış bekliyorlardı.
Önce Betül beni karşılayıp sarıldı,sonra da Baki..Nasıl da heyecanlılar..ve ne kadar da güzeller...
Betül beyaz bir elbise giymiş,kısa beyaz dantel eldivenlerinin  üzerine, kendisinin hazırladığını söylediği, minik bir demet çiçek iliştirmiş.kıvırcık saçlarına da tüllü minik bir beyaz şapka;Baki de takım elbibesinin içinde çok genç ve yakışıklı..Kravatını da Betül bağlamış!Gelin arabası olarak belirledikleri,kendilerinin yeni arabalarını da Betül süslemiş!Aferinler benim marifetli ve tutumlu öğrencilerime...
Anneler,babalar,bir babaanne,dayılar,kuzenler,birkaç da arkadaş,küçük bir nikah töreni topluluğu...hepsiyle selamlaştık.
Diğer şahit de aynı okuldan Arife Hanım olacaktı,nitekim az sonra,benim akıl edip almadığım, çiçek buketiyle gelerek,güzel gelinin boş olan ellerini doldurdu.,benim ayıbımı da kapattı.
Salona geçtik,küçük topluluk oturdu,gelin ve damat da nikah masasına..
 Nikah memuru geldi,o mahut defter açıldı,gelin ve damada sorular soruldu,evlenmeyi kabul ettiler.Biz de şahitlik beyanında bulunduk,imzalar atıldı.Nikahlanan gençlere ilk öğütleri nikah memuru verip,nikah cüzdanını da geline teslim etti,mutluluklar diledi ve çıktı.
Bu kadar..
Bu kısacık ve heyecanlı törenin sonunda ilk hoş görüntü,birbirini tebrik eden öğrencilerim,yeni evlenen Betül ve Baki'ydi,çok sevimli ve masum görünüyorlardı.
Sonra biz şahitleri ve eski ve her daim hocalarına sarıldılar.biz de onları tebrik ettik,sonra da aile ve arkadaşları tebrik etmeye başladılar.
Bu kadar basit ve sade bir töreni neden anlattığıma gelince..
Öğrencilerim olan iki gencin şiirdeki gibi 'ne hoş yan yana' oluşları,içtenlik ve tertemizlikleri bu kısacık töreni çok anlamlı kılıyordu,bir de benim ilk kez nikah şahidi oluşum elbette..
Bu iş çok hoşuma gitti doğrusu..
Nikah şahitliği  şahane bir şey,incecik bir özen,tertemiz bir topluluk ve de mutluluk önünde yansıyıp duruyor,sen de gülümseyerek izliyorsun.
Şairin sorduğu,mutluluğun resimlerinden biri,bu olsa gerek..
Okulumun adı iade edilsin:yaşasın Anadolu Lisesi!(İade edilene dek geçen 55.gün)



15 Mayıs 2015 Cuma

Köylü Milletin Efendisidir

Dün Dünya Çiftçiler günü idi,daha doğrusu imiş!Ben de bilmiyordum!
İlçemizdeki Toprak Mahsulleri Ofisi'nin karşısındaki parkta büyük bir etkinlik şeklinde yapıldı.Milletvekillerinden tutun da seçim için gezen siyasi figürlere kadar herkes oradaydı.
Çiftçilerimizin ise üretici olanları perşembe pazarında çoktan yerlerini  almış,pazara gelenlere ürünlerini satmaya başlamışlardı bile..
Günlerini kutlamak da, bizim gibi , tüketici olanlara kaldı..her zamanki gibi cefa onlara, sefa bize...
Kalabalık bir grup için hazırlanan ikramdan yoldan geçenler de dahil herkes payını aldı.
Benim orada bulunma nedenim ise yemek değildi elbette..
Birkaç ay önce öğrencilerimle birlikte belgesel olarak hazırladığım ve her yerde sözünü ettiğim,Kurtuluş Savaşı dönemine  dayanan Nazik'in Türküsü'nün öyküsünü, orada toplanan bir avuç köylü teyze ve amcaya anlatmak ve bu konuya dair bilgimi arttırmaktı..
Konuyla ilgili yeni bilgi gelmedi ama konu ilgilerini çekti,dikkatle dinlediler.
Nasıl dinlemesinler ki,konu insanın içini acıtacak cinsten,türkü ise her dinleyişte ağlatacak türden...

Programa Huzurevi'nden de bir grup yaşlıyı getirmişlerdi.Baktım,Tayfur Amca orada,Ali Amca da Sefer Amca da..Sabiha Hanım gelmiş mi diye bakınırken onu da gördüm.Hepsiyle selamlaştık.
Programı dinlemekten çok Huzurevi'nden açık havaya kaçmış okul çocukları halindeydiler.Yemeklerini yedikten sonra da götürüldüler zaten,açık hava safaları kısa sürdü.

Etkinliğin en tatlısı da henüz üç aylık olan ve annesinin çilek kılığında getirdiği bebekti.Aynı masada oturduğumuz teyzelerden birinin torunu imiş.Bana doğru uzatıldığında tuhaf bir oyuncak bebek zannettim önce,sonra farkedip bütün parkı gezdirdim.Gören gözlerini alamıyordu.Çok sevimli,bir lokmada yenmelik bir şeydi.Neyse ki, yamyamlığımıza fırsat kalmadan annesi eve döndü,bebek kurtuldu!

Bir Çiftçiler Günü daha böylece bitti.Bilmem ki hangi sorunları dile getirildi,hangilerine çözüm arandı?


Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 52.gün)

13 Mayıs 2015 Çarşamba

Ah Azime Hanım !

Geçen hafta cuma akşam üzeri mezarlığa gitmek için evden çıktığımda tekrar karşılaştık.
Sırtında kocaman bir çuval,yine çöp varillerinin yanındaydı.
Gözgöze geldik,selam verdim,hatırını sordum.
Aslında kaç gündür de tekrar karşılaşsak da evini öğrensem,diye geçiriyordum içimden..
Doğrusu bu tesadüfe sevindim.
Eve gidiyormuş,"Ben gelene kadar çöpte bir şey kalmıyor zaten!"dedi.
Yürüdük.Bir yandan da ben sordum,o söyledi.
Yeni Mahallede,arka sokaklarda küçücük bir avluya dikilmiş iki katlı,eskilikten dökülen bir evi dört kiracı paylaşıyorlarmış.Ayda yüz yirmi beş lira kira ödüyormuş.Sadece yaşlılık aylığı aldığını,geçen sene geldiği bu memlekette,kışın belediyenin dağıttığı on iki torba kömür yetmeyince,çöp varillerinin yanına dökülen küllerden kömür parçaları toplayarak kışı çıkardığını,zaten bu plastik toplama işi olmasa yaşayamayacağını,hayattaki tek oğlunun karısının kendisini istemediği için  onlarla birlikte yaşayamadığını..geçen seferki konuşmamızda söylemişti..
Ankara'da yaşayan oğlu,buraya yeni yapılan hastanenin camlarını takma işi nedeniyle şimdi karısı ve çocuklarıyla birlikte onda misafirmiş."Torunlarımın hatırına bir şey diyemiyorum,zaten çok durmayacaklar."dedi.
Eve vardık.
Hakikaten de ben bulamazmışım ya da çok aramam gerekirmiş!
Arka sokaklardan birinde hiç dikkat çekmeyecek kadar eski bir kapının arkasından görünen harap bir ev..ama pencerelerden görünen çiçek saksıları o evde bir insan kalbinin attığını göstermeye yetiyor..
Dar bir avluyu geçince deminden beri zor taşıdığı çuvalı diğer yığının yanına bırakıp beni eve buyur etti.
Üst katta oturuyormuş,merdivenleri çıktık.Küçük ve dağınık bir aralıktan geçerek üç küçük odadan oluşan eve girmiş olduk.
Ortadaki odanın sağındaki odada yaşıyormuş.Geçen sene geldiğinde,durumunu anlattığı mahalle muhtarı,Yardımsevenler Derneği aracılığıyla,evine yeni bir kanepe yollatmış."Böylece yerde yatmaktan kurtulduk."dedi.
Diğer odayı kiler olarak kullanıyormuş.Televizyonu da bir hayırsever vermiş.Buzdolabını ikinci el olarak yüz altmış liraya kendi almış.Şimdi bir de çamaşır makinesi almış,taksit ödüyormuş."Bugünümüze çok şükür,yavrum!Allah bugünümüzü aratmasın!"
Gelini,biri an beş yaşında bir delikanlı,diğeri altı yaşında sevimli bir kız torunları odada oturuyorlardı.
Geliniyle selamlaştık.Torunlar, o yaşlardaki çocukların çoğu gibi,eve gelen misafirlere ifadesiz bir yüzle bakmakla yetinenlerden..
Azime Hanım,on sekiz yıl çeşitli kurumlarda çalışmış;ancak sigortası düzenli yatırılmadığı ve kendisi de bunu takip edebilecek vaziyette olmadığı için, sigorta kayıtlarında sadece 384 gün çalışmış görünmesine ve 'sigortadan emekli' olabilmek için kendisinin yatırması gereken paranın çokluğuna üzülüyor.Ne kadar bir para olduğunu soramadım..
Ben evi öğrendiğimi,daha sonra yine geleceğimi söyleyip kalktım.
Dışarıda kediler gördüm.Onlara da baktığını,birinin yavrularıyla kömürlükte barındığını,diğerinin ise kız torunu çok sevdiği için evde bakıldığını anlattı.Zaten o kedi kömürlüğün damından doğru eve atladı.O arada Azime Hanım da izahat veriyordu:"Geçen sene o kedi doğum yapamadı,ben de veterinere götürüp yalvardım.İçinde ölen yavrusu alındı,kısırlaştırıldı.Ötekine akciğer filan alıyorum ama bu onları yiyemediği için ona hazır mama alıyorum!"
Nasıl yani?!
"İyi de onlar  çok pahalı,Azime Hanım,nasıl para yetiştiriyorsun?"dedim
"Kilosu beş liraya satan bir yer buldum,beş kilo alınca bir ay yetiyor."dedi.
Böyle bir kadına ne dersiniz?
Kapının önüne geldik,beni yanaklarımdan öperek ve sarılarak uğurladı.
Ah Azime Hanım!

Okulumun adı iade edilsin.Yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 50 gün)

12 Mayıs 2015 Salı

Bir Günlük Asker

"Asil Türk milletinin fedakar anne ve babaları,yiğit oğullarınızın yemin törenine hoşgeldiniz!"
Dün öğleden sonra Topçu Okulu spor sahasına giden yola asılan panodaki bu sözler ilk olarak dikkatimi çekti,sonra da alana girerken iki top arabası arasına gerili Türk bayraklarının arasından geçiş ve özenle hazırlanmış tören alanı..çok etkileyiciydi.
Etkileyici olmayan şey,yine ilçe halkından katılım olmamasıydı.
Benim bir süredir haberim vardı..
Yaklaşan Engelliler Haftası nedeniyle hazırlanan etkinliklerden biri de askerlik yaşına gelen engelli erkeklerin bir gün için asker olmaları merasimi düzenlenmesi idi.
Bu nedenle yapılan  ön çalışma ile 22 engelli birey bir gün için askerlik yapmak üzere çağırıldılar.
Geçen pazar akşamı Cemil Meriç Engelsiz Hayat Merkezi'nde asker kınası merasimi vardı.Ellerine kınaları yakıldı,tekbirler çekilerek,belediye başkanımız ve anneleri tarafından...
Yöresel sanatçımız ErsinYaşar türküler söyleyerek,zaten oturmaya hiç niyetli olmayan, engelli ve yakınlarını eğlendirdi.Hatta üç engelli de mikrofon ve sazı devralarak türküler söyleyip ortamı daha da coşturdular.
Dün sabah askere uğurlananların,yine dün öğleden sonra da yemin merasimi vardı.
Öğleden sonra dersim yoktu,yemin törenine ben de gittim.
Merasim bölüğü,sancağı,bayraklar,kütüğe devre plaketi çakılması,çakı gibi asker olmuş engellilerin yemini,bir engelli askerin gözleri bağlı olarak bir silahı söküp tekrar takması,bir grup engelli askerin birlikte bir topu ateşlemesi...her şey ,her şey düşünülmüştü..
Anne ve babaları başta olmak üzere yakınları kimbilir ne kadar gururlanmışlardır,bizler yüreğimiz kabararak izledik çünkü..
İçlerinden biri de benim eski bir öğrencimdi,şimdi engelli merkezinin yöneticiliğini yapıyor;devre birincileri de o oldu..
Biri ise 62 yaşındaymış,engelli merkezinde hizmetli olarak çalışıyor,kendisini ben de tanıyorum da askerlik yapmadığını bilmiyordum..Onları çalıştırmakla görevli askerler de şaşırmışlar,bu kadar geç kalınmasına..
Törenden sonra hepsini tebrik ettik..Onlarsa bir günlük komutanlarıyla fotoğraf çektirme ve telefon numarası alıp verme telaşındaydılar..
Eminim artık onların da anlatacak askerlik anıları vardır!


Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 49 gün)


11 Mayıs 2015 Pazartesi

Akıl Defteri,Hacıbayram'daki Güzel Ses,İstasyondaki Uğurlama ve Akşamki Kına

Hata sonu cumartesi Umut adlı oyunda derin bir hayal kırıklığı yaşadıktan sonra(Bir de salondan çıkarken tam o esnada ışık kumanda odasından inen görevliye bu 'umut' kırıklığını iletmeden edemeyip sanki sorumlusu oymuş gibi sitemleri sıraladıktan,aynı kızgınlık ve baş ağrısıyla eve döndükten sonra)pazar günü yine Ankara yollarına düştüm..daha doğrusu tiyatro yollarına...
İstikamet Altındağ Tiyatrosu..
Hava yine mis gibi,..
Altındağ Sahnesindeki oyunlar genelde sade suya tirit kabilinden oluyor ama dur bakalım, diyerek girdim kapıdan içeri..,
Oyunun başlamasına beş dakika vardı.
Ön sırada boş yerlerden birine oturdum,sağ yanımda da bir hanım var,az sonra sol yanımdaki boş koltuğa da bir hanım oturdu.Selamlaştık.Geçen hafta Cüneyt Gökçer sahnesi'nde Bir İnce Sızı'yı da birlikte izlemişiz.Yan yana değil de aynı salondaymışız..Tabii ben hatırlayamadım...Neyse oyun başladı..
Yine sade suya tirit! Maalesef yine yanılmadım!Of!
Kadın erkek,her iki cinsin,özellikle erkek tarafının 'skor düşkünlüğünü'n işlendiği bir oyun..ya da biz öyle izledik;çünkü sağ yanımda oturan hanım Bursa Devlet Tiyatrosu oyuncularındanmış ve altı sene önce bu oyundaki kadın rolünü o canlandırmış.Şimdi de oyundaki kadın oyuncu arkadaşını izlemek için gelmiş.
Sizin oyununuz da böyle,basit bir erkek gözüyle mi yorumlanmıştı,diye sordum.Hayır,dedi.Oyunun çevirmeni onların yönetmenliğini de üstlenmiş.1968 döneminin sorgulayıcı havasını yansıtmıştık biz,dedi.
Neyse,bizim şansımıza da bu yavan oyun düştü.Gerçi erkek seyirciler kıkırdayıp durdular oyun boyunca..
Bizim izlediğimiz Akıl Defteri'nin yönetmeni(Levent Ulukut) kendisine erkek oyuncu rolünü de ayırmış,doğrusu basit bir durum komedisi sundu.Dünkü oyunu alkışlamamıştım,bu kez gönülsüzce alkışladım.
Yürüyerek dönerken Hacıbayram'dan geçeyim,türbeyi ziyaret ederim,dedim.Camiye yaklaştığımda Kur'an sesi dikkatimi çekti.Çok etkileyici bir sesti,o kadar ki caminin önüne biriken halk içerden gelen ve dalga dalga avluya yayılan sesi,durup dinliyordu.Ben de onlara katıldım.Yanımdaki görevliye kim okuyor,diye sordum."Yunus Hoca"dedi.
Türbenin önü yine çok kalabalıktı.Kısa bir dua da ben okuyup, gara doğru yürüdüm.
Garda  beklerken bir grup genç de askere gidecek olan arkadaşlarını uğurlamak için Doğu Ekspresi'nin yanına geldiler.Arkadaşlarını ellerinin üzerinde havaya fırlatırken bağıra bağıra tekerlemeler söylüyorlardı.Garı dolduran bizler gülümseyerek izledik bu sevimli şamatacıları ve sağlıkla gidip gelsin,dileklerine biz de katıldık.
Trenimiz geldi,her zamanki, sevdiğim yerime oturdum.Az sonra da eski bir öğrencim gelerek selam verdi,yanımdaki koltuğa buyur ettim.Birlikte geldik.
Trenden inince Cumhuriyet Meydanı'na yöneldik.Bu hafta Engelliler Haftası olduğu için etkinlikler de başlayacaktı.İlk etkinlik de engellilerin bir günlük askerlikleri nedeniyle bu akşam meydanda asker kınası töreni idi.
İyi de meydanda kimse ve hiçbir etkinlik izi yoktu.
Engelsiz Hayat Merkezi'ne yürümeye karar verdik.Nerede olacağını öğrenip oraya gideriz,dedik.
Merkeze yaklaşırken sokağın başına kadar gelen eğlencenin gürültüsü,doğru yere geldiğimizi de anlatıyordu zaten..
Merkezin bahçesi kına töreni alanı olarak düzenlenmiş.Engelliler ve aileleri sahneyi doldurmuş,hep birlikte eğleniyorlar..Zaten tekbirlerle kınalarının yakılması dışında, iki saat boyunca, hiç oturmadılar.
Saat 21.00'da esinti artınca,yanıma kalın bir şey almadan öğleyin evden çıkan şaşkın ben, üşüdüğüm için kalktık,meydana kadar yürüyüp ayrıldık.
Bugün de askere alınan engellilerin yemin merasimleri var birazdan..Öğleden sonra dersim olmadığı için ben de gitmeyi planlıyorum.
İzlediğim yavan oyun dışında güzel bir gündü.
Ah,Ankara Devlet Tiyatrosu!Seninle geçen son sekiz aylık süre ne tuhaf bir sezondu?Ya önümüzdeki sezon ne yapacaksın?Yine bize hüsran yaşatıp güzel oyunlara hasret mi bırakacaksın?Uyan sevgili tiyatrom!

Umut ya da Bir Seyircinin Düş Kırıklığı...Yine! Bu Kaçıncı, Ankara Devlet Tiyatrosu?

Bu oyuna gitmeyin !
Özellikle de ilk kez bir oyun izleyecekler sakın bu oyunla başlamayın!
Ya da güzel bir dekor ,video tasarım,ışık tasarım için gidin,sadece bunları izleyin !
Ya da devlet tiyatrolarının bazan ne kadar yanlış oyun seçimi yaptığını görmek için gidin !
Ya da bu oyunun nasıl da basitlik ve saçmalık sınırında dolaşan metnini dinlemek ve sanatçıların acı çekmelerini görmek yerine baharın güzelliğini yaşayan Ankaralılar gibi kendinizi mis gibi havada parklara vurun!
Umarım oyundan sonra sanatçılar da öyle yapıyorlar ve kimbilir ne zamandır çektikleri bu çin işkencesini belki birazcık unutabiliyorlardır !
Metin kötü,kötü,kötü !
Yazarını da modern zaman bilgesi sananlar fena halde yanılıyorlar !Hiç mi bilge görmedik,okumadık,duymadık!Kerameti kendinden menkul ya da müritlerinin uçurduğu sahte şeyhlere dur olsun!!

Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(İadeye kadar geçen 48.gün)

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Duatepe'de Derse Devam Ama Yaz Da Geldi,Bir De Hıdrellez...

Halk takvimiyle bugün hızır günlerinin birincisi..
180 gün sürecek olan yaz mevsiminin ilk günü..
Tam da tanımına uygun bir gün,pırıl pırıl bir gün;gökyüzü masmavi,bulutlar pamuk yığınları gibi öbek öbek,güneş sıcacık ısıtıyor hatta yakıyor..
Pencereden bakarak değil,Duatepe'den bakarak gördüklerimiz bunlar..
Çevremizde göz alabildiğine uzanan ovada yemyeşil tarlalar,hemen yanıbaşımızdaki sarı papatyalar,ballıbabalar,çimenler arasında bugün son  kez Duatepe'de Kurtuluş Savaşı Edebiyatı dersimizi de yaptık.
Öğrenciler parlak güneş altında derste biraz yandılar ama savaşın en sıcak anlarının yaşandığı bu topraklar üzerinde bu kadarcık sıkıntıya katlanmaktan şikayetçi de olmadılar.
Üç gündür üç ayrı sınıfla ders için bulunduğumuz ve Sakarya Savaşı konulu şiir,anı,hikaye örneklerinin okunup üzerinde konuşulduğu bu dersler,ümit ederim ki,geleceğin Türkiye'sinin sahipleri olacak gençlerimize yararlı olacak;daha çok ümit ederim ki,öğrendiklerini uzak ve yakın çevrelerine aktaracaklardır.
İzlenimlerini birer cümlede  aktarmalarını istemiştim,yazmışlar:
"Vatanımı seviyorum demenin yetmeyeceğini,vatanımı nasıl sevebileceğimi öğrendim."(Cem)
"Kader çarkını döndüren Büyük Türk hakının gücünü öğrendim."(Orkun)
"Bastığımız her karış toprağın şehitlerimizin kanıyla sulandığını ve başarmanın sadece birlik ve istemekle elde edildiğini.."(Damla)
"Duatepe'de işlediğimiz derste Sakarya Savaşı'yla ilgili pek çok şey öğrendim.Yaşadığım yeri aslında hiç sevmezken,bizim burada rahat bir şekilde yaşamamız ve bizim vatanımız olmasını sağlamak için uğraşan Atatürk'e,savaşta emeği geçen herkese birçok şey borçlu olduğumuzu ve yaşadığımız yerle gurur duymamız gerektiğinin önemini anladım."(Seda)
"Duatepe Türk milletinin azim ve fedakarlığı ile yükselmiş,Türkgençliği ile sonsuza kadar yükselecektir."(Mert)
Bugünün Hıdrellez olması günün parlaklığı arttıran bir unsurdu adeta,bir şey müstesna...
Kırk üç yıl önce, tam da bugün, dünyaya veda etmek zorunda bırakılan o gençlerin adları sabahtan itibaren zihnimde dolaşıp duruyor..
Neden bir bayram günü seçilir ki?
Yoksa ne fark eder mi?


Okulumun adı iade edilsin:yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 43.gün)

5 Mayıs 2015 Salı

Bir İnce Sızı İnce İnce Sızlar Hala

Geçen hafta sonu pazar günü izlediğim oyun Ankara Devlet Tiyatrosu'nun yeni oyunu Bir İnce Sızı Nisan 1915 idi.
Tufan Gündüz'ün Nisan'da İki Gün adlı romanından sahneye uyarlanmış.
Uyarlamaya yazar da dahil edilmiş,Faruk Emre Özünlü ile birlikte teksti yazmışlar.
Yazarın dahil edilmesi nedeniyle mi oyun bu kadar uzun sürdü diye, ilk perde boyunca düşünmedim değil,yer yer oyun sarkıyordu bence..Kitaptan daha özlü bir metin çıkarılabilirdi sanırım demek istiyorum;yoksa konu çok güzeldi.

Oyuncu kadrosu ise göz yaşartıcı bir emek sergileyen 53 kişiden oluşturulmuş.Selama çıktıklarında saydım tam 53 oyuncu!
(Salonun girişinde oyunda görevli olanlar için Ankara'nın neredeyse her semtine servis kaldırıldığını gösteren duyuruyu görünce nasıl bir çaba sergileniyor anlıyorsunuz)
Cüneyt Gökçer Sahnesi mekan olarak seçilmiş.
Yıllar önce Bahçemdeki Ayı'da genç bir oyuncu olarak izlediğimiz Adnan Erbaş yönetmiş.(İlk oyun yönetimi mi acaba diye merak ettim,kötü anlamda değil,çok ince ayrıntılarda bile bir özen vardı,beğendim demek istiyorum.)
Konu bu yıla uygun olarak Çanakkale Savaşı(Haberi olmayanlar için Çanakkale Savaşı'nın 100.yılı) ve Ermeni Tehciri (Onun da 100.yılı)..
Konu güzel işlenmiş,arada güzel,etkili cümleler duyuyorsunuz"-Sen yıkılan bir devletten bir devletçik çıkarmaya çalışıyorsun baba;ama ben o devletin son nefesinde de olsa yanında duracağım! " (Ermeni isyanı çıkartan elebaşlardan Kevork Kirkoryan'ın oğullarından olan ve Çanakkale Savaşı'na gönüllü olarak katılıp,sıhhiye olarak görev yaptığı cephede son nefesini veren Garabet'in repliği)
Şevki Çapa, Garabet rolünde ustalarının yanında ezilmeden rolünü güzel icra etti.
Babası Kevork 'u canlandıran Haydar Gültepe ve annesini canlandıran Pervin Balcı ise ustalıklarıyla parladılar.Onlara aynı ustalıkla Cevat Yazman,Eray Eserol,Özgür Cengiz de eşlik etti.Diğer oyuncuların da hakkını yememek gerek,ellerinden geleni sundular.İki saat kırk dakika süren etkileyici bir oyundu.
Dekor(Sinan Yardımedici),kostüm(İnci Kangal),ışık(Mehmet Yaşayan),müzik(Gürkan Çakıcı)sorumluluklarının altından ekipçe kalkmışlar.Her şey yerli yerindeydi.
Ancak oyun metni yeniden elden geçirilse mi acaba diye eklemeden edemedim,ilk perdede oyunun sarkan yerleri için bir etkisi olabilir belki..

Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 42.gün)




4 Mayıs 2015 Pazartesi

Neşe'Dert'Aşk

Hafta sonunda cumartesi günü gidip gördüğüm, yeni ve  Neşet Ertaş'ın yaşamından çizgilerin, yine ona ait türkülerle harmanlandığı Neşe'Dert'Aşk adlı oyun oldu.
27 Mart'ta ilk gösterimini yapan oyunu ancak izleme fırsatı buldum.Aslında daha önceki haftalarda gittiğim Cinderella adlı bale gösterisi bittikten sonra, yine Küçük Tiyatro'nun kafesine oturup kitabımı okurken bir yandan da içerden gelen türküleri ve sazın sesini dinlemiştim,merak ve ilgiyle,neyse..
Oyunu beğendiğimi söyleyerek başlayayım.Özellikle sazıyla türküleri seslendiren"Aşk"rolündeki Mert Kılıç'ı..Oyuna,türküye,saza çok yakışmıştı.
"Neşe" rolündeki Alpay Ulusoy'un oyununu da beğendim..Kırşehir ağzıyla konuşurken bazı seslerde (nazal n)(bilinçli mi bilemem)tam olmadığını düşündüm ama doğrusu rolüne yakışmıştı.
Oyunun kostümleri sadeliğiyle güzeldi,oyunu,türküleri,Neşet Ertaş'ı parlatmak adına,bence doğru bir seçim olmuş..
Hareket düzeni de öyle,oyuna uymuştu.Oyun boyunca paravanların içinde dönen dört isimsiz kahramana tebriklerimi iletirim.Her oyunda olmasına şiddetle itiraz ettiğim video tasarımı da yerindeydi diyeyim,emeklerinize sağlık..
Projeyi pişirip önümüze getiren Şirin Aktemur Toprak ve yönetmen Umut Toprak'a da tebrik ve teşekkürlerimi iletiyorum.
Eleştirim ise oyun metnindeki (Neşet Ertaş'a ait olmayan) yapmacık ifadeye..
Benim kulağımı tırmalayan,edebi ve incelikli anlatımdan uzak,üstelik oyuncuların da yapmacıklığını ve dolayısıyla iticiliğini örtemediği ifadeler olmasa;sadece ozanın kendi anlatımı düzenlenerek sunulsa yeterliydi,türkülerse zaten kendi başına birer hikaye anlatıyor..
Kısacası biz Neşet Ertaş dinlemeye,bir 'abdal'ın hayatından bir kesit izlemeye gittik ve aradığımızı da bulduk,gerisi de teferruat diyelim..ellerinize sağlık!

Duatepe'de Kurtuluş Savaşı Edebiyatı Dersi

Her yıl on birinci sınıf öğrencilerimle birlikte mayıs ayında,Milli Edebiyat Dönemi Türk Edebiyatı derslerinin birini,özellikle Kurtuluş Savaşı Edebiyatı konusu işlenirken Duatepe'de yaparız.
Bu yıl da üç sınıfım var,ayrı ayrı Duatepe'de dersimiz olacak demektir ki;ilkini bu sabah yaptık zaten..
Bu derslerde kullandığımız yazılı materyaller de yine yerli malı..
2008 yılında tüm ilçemiz okullarına dağıtılan ve belediyemiz yayını olan "Sakarya'nın Destan Olduğu Yer: Polatlı" adlı kitap..
İçinde Sakarya Savaşı ile ilgili tarihsel bilgiden,yine aynı savaşla ilgili şiirlere,anılara,öykülere dek zengin bir  kaynak var,fotoğraflarla daha da  zenginleştirilmiş..
Bu zenginliğe öğrencilerim de kendi fotoğraflarıyla katkıda bulunmuyor değiller..fırsat bulurlarsa tabii (özçekimden bahsediyorum !).Yine de birkaç fotoğraf çekerek okul gazetesine koyacağız elbette..
Umarım bu dersler, özellikle bu toprakların çocuklarının çevresine daha bilinçli bakan bireyler olmalarında minicik de olsa bir iz bırakır..
Zihinlerinde iz bırakmasını temenni ederek okuttuğumuz şiirlerden biri de Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın kaleminden:
       
       Sakarya Kurultayı
 Bütün yurttan gelmişlerdir,dağ bakış,ova göz,
 Kimi Vanlı kimi Çorumlu kimi İzmirli.
 Birleşmenin güzelliği bitmez tükenmez ki oğul,
 Kurultay üç yüz yirmi  kişidir.

 Belirtirler çevrelerini
 Birbirine karışmış saç sakal,uzak.
 Gerçeğin büyük acısı duyulur duyulmaz
 Kurultay kırk sekiz kişidir.

 Yumruk söz olunca güzel
  Söz Saldırı olunca
  İşte nelerden sonra Mustafa Kemal yalnız,
  Kurultay bir kişidir.


  Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 41.gün)