26 Haziran 2015 Cuma

"Üşüyen Ellerimden Tutmalıydı Birisi..."

Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın Yalnızlığım şiirinden bir dize bu..
Dün Okuma Kulübümüz onun şiirlerini okumak için toplanmıştı..
Katılımcılar şiirlerinden örnekler sundular:Kızılırmak Kıyıları,Ankaralı Hasan Bağlamasını Yanından Ayırmazdı,Deli Kuşun Öttüğü..(Birçok kişinin bildiği ,Tahsin İncirci'nin bestelediği,Ahmet Kaya'dan Leman Sam'a dek birçok kişinin yorumladığı şarkı olan bu son şiir özellikle beğenilerek dinlendi.)
Ben de onun,20 Mayıs 2006 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde yayınlanan, son şiirlerinden birini yazmak istedim:
                                              Dilek
Gün doğar doğmaz/Bakınırsın ya dört yana/Dağlarını sayarken/Beni de say

Kuşlar kaç/Uçanlar/Daldakilar kaç/Kat o kümelere/ Beni de say

Yollardaki şu gördüğün çocuklar içinde/Buğday benizli, sarışın, kumral/Belki utangaç.../Beni de say

Ağaçlar dizilmişlerdir ya yol kıyılarına hep/İkişer ikişer,tek tek/Aralıklarında dur biraz/Beni de say

Ölülerini sayarken/Bir ülkü uğruna yaşamasını vermiş ölülerini/Unutma/Beni de say.

Işıklar içinde yatasın usta şair,dün seni bir kez daha sevdik...

Aziz vatanımız uğruna hayatlarını feda edenlerimiz,ruhlarınız şad olsun,bu dizeler hep sizi düşündürdü..


Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 94.gün)

24 Haziran 2015 Çarşamba

Ah Biz Gergedanlar

Dün seminer sonrası eve giderken yolumun üzerindeki belediyemizin çevre koruma biriminde çalışan Serap Hanım'ı ziyaret edeyim dedim.
Oraya gittiğimde de aklıma geldi.Aynı binanın içinde belediyenin hizmete açtığı Giysibank da vardı.
Önce oraya uğradım.
İçeride birkaç hanım gelen giysileri tasnif ediyor,raflara yerleştiriyorlardı.
Raflar şimdiden dolmuş,daha çoğu kadın olmak üzere giysiler,ayakkabılar..hatta ve de abiyeler...
Ben oradayken iki hanım torbalarla giysiler,ayakkabılar getirdiler..İki hanım da neye ihtiyaçları varsa bakmak için geldiler..
Galiba mağazalardan da gönderilmiş,aynı renk ve modelden birçok giysi de vardı..
Bundan sonra tek elden giysi yardımı yapılabilecek demektir,ihtiyaç fazlası giysiler böylece ihtiyaç sahiplerine sürekli çalışan bir merkezden iletilebilecek;çünkü mesai saatleri içinde sürekli açık tutulan bağımsız bir birim olarak düzenlenmiş,birilerinin mesailerine eklemlenmemiş,bu iyi..
Getirilenlerin biraz eski hatta bazılarının çok demode oluşu biraz düşündürücü ama..Gelen ihtiyaç sahiplerine:' fakirsek kör de değiliz' dedirtebilir;umarım nankörlük olarak da anlaşılmaz..

Asıl dikkatimi çeken şey ise orada duyduğum, insanı kahreden bir haberdi..
İlçemizin varoş diye adlandırılan bir mahallesinde,anneleri tarafından terkedilen altı kardeş  üç aydır yaşama mücadelesi veriyorlarmış!
Evet,üç aydır kendi başlarına kalan altı kardeş !
O mahallenin muhtarı olan muhteremin üç aydır konudan haberi olmamış !
O mahallede oturan özellikle de o sokakta oturanlardan hiçbiri yetkili ve ilgili olması gerekenlere haber vermemiş! (mi?)
Neticede burnumuzun dibinde yaşları üç ile on altı arasında altı kardeş üç aydır yıkanamadan,giyinemeden muhtemelen doğru dürüst beslenemeden yaşamaya çalışmış ve hiçbirimizin ruhu bile duymamış!
Kaymakamlığın henüz haberi olmuş,çocuklar sözünü ettiğim birime getirilmiş,yıkanmaları sağlanmış,temiz çamaşırlar giydirilmiş;en kısa zamanda da çoçuk bakım evlerinden birine yerleştirilecekmiş!
Biz de bunları bilmeden bu şehrin sokaklarında insanız diye gezinmişiz!
Dünden beri kafama kaynar sular dökülmüş gibiyim..


Bugün J.Assb.Yaşar Çetinkaya'nın da şehitlik yıldönümü..
24 haziran 1999'da,henüz 25 yaşndayken sonsuzluğa uçan delikanlı,ışıklar içinde ol!Allah, anneciğine sabırlar versin..


Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 92.gün)

23 Haziran 2015 Salı

Bir Bitmeyen Roman: Çalıkuşu

Seminer dönemini memleketlerindeki okullarda geçiren genç sınıf öğretmenleriyle birkaç kez daha görüşme fırsatımız oldu.
Muş merkez ve köylerinde görev yapan iki çiçeği burnunda Çalıkuşu,
Siirt'in Şirvan ilçesinin bir  köyünde iki yıldır sınıf öğretmeni olan güzel Çalıkuşu,
Erzurum Aşkale'deki Çalıkuşu,
Ağrı'nın Tutak,Diyadin,Doğubeyazıt'ında görevli Çalıkuşları
 ve tanıma fırsatı bulamadığım diğer tüm Çalıkuşları..
Yüreklerindeki görevlerine bağlılık,eğitimci olarak çalışma hevesi ile kendilerine gösterilen her vatan köşesine giden,çalışan,zorluklara göğüs geren pırıl pırıl kızlarımız..

Reşat Nuri,neredeyse yüz yıl önce, idealist Türk kızı Feride'nin kırık gönlünü de bohçasına atarak dolaştığı Anadolu'nun köylerindeki eğitimsizlik ve olumsuzluklara bütün iyi niyetiyle yaklaşma çabasının öyküsünü anlatmıştı Çalıkuşu'nda..
Çalıkuşu romanında anlatılanlar, günlerdir dinlediklerime dayanarak söyleyebilirim ki,devam ediyor..

Öğretmen o bölgeler için yine bir ufuk açıcı,aydınlatıcı olmak durumunda..(Hatta şuna iyice emin oldum ki,tek aydınlatıcı ve ufuk açıcı olanlar yine öğretmenlerdir ve öyle de olmalıdır.)
Öğretmen o bölgelerde yine kadın olarak kendini dikkatle muhafaza ve kontrol etmek durumunda..(Kadının adı hala yok ne yazık ki..)
Öğretmen  o bölgelerde yine en az desteği eğitim yöneticilerinden görmek durumunda..(Yine, ne yazık ki..)
Öğretmen  o bölgelerde bütün olumsuzluklara rağmen umudunu,azmini,hevesini yitirmeden,güler yüzünü soldurmadan 'kardelenler' için umut olmak durumunda..(Dayanın Çalıkuşları!)
Bütün bunları gencecik Çalıkuşlarının narin omuzlarına yükleyip ahkam kesmek de eğitim yönetici ve planlamacılarının mesaileri olmak durumunda..(mı?)

Bir duyarlı kulak,bir anlayışlı göz,bir sorumlu yürek;  Çalıkuşlarına eğilip neler söylemek istediklerini,niye boyunlarını büktüklerini,neden gözleriyle konuştuklarını anlamak isteyecek mi acaba,önümüzdeki yüz yılda?



Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 91.gün)

19 Haziran 2015 Cuma

İnsanoğlu İki Ayağının Üzerinde Dikileli Beri...

Türk Edebiyatının usta kalemlerinden biridir Haldun Taner..
Öykülerinde  ademoğullarına(çokça da havvakızlarına)ayna tutarak hepimize hınzırca gülümser,bizi de gülümsetir..
Sancho'nun Sabah Yürüyüşü adlı öyküsünde geçen bir cümledir bu yazıya aldığım:"İnsanoğlu iki ayağının üzerinde dikilmeye başladığı günden beridir ki,doğanın işaretlerini okumayı unuttu ve her seferinde doğanın gazabını gördükçe şaşırıp durdu.."
Biz de dün doğanın gazabını gördük..
İkindi vakti iri yağmur damlalarıyla başlayan göğün yağışı,bitmeyecekmiş gibi gelen dolu sağanağıyla sürdü..
Amanın ne oluyoruz,demeye kalmadan doludan her yer bembeyaz oldu..O nasıl aydınlıktı öyle!..
Hem de ne dolu sağanağıydı öyle,benim gördüklerim fındık iriliğindeydi,sonra ceviz kadar olanlarını da gördüm..
Arkadan da sağnak yağmur,,sokaklar hemen dereye dönüverdi tabii..
Biraz daha sürse nehir halini alan sokaklarda yüzmek serbest olabilirdi..
İşin eğlencesini bir yana bırakmak gerekirse;köylerdeki durum nedir bilmiyorum..
Bahardaki don ,hele 23 Nisan'da yağan kar nedeniyle meyveden yana sezonu kapatan çiftçi hububattan yana da sezonu kapatır duruma geldiyse eyvah eyvah!..
Daha iki gün önce borsaya yılın ilk ürünü arpayı getiren çiftçi haberini okuyup, hayırlı ve bereketli bir hasat dilemiştik..
Galiba şimdi de 'heyhat !' diyeceğiz..
Yaşadığımız dünyayı,gidecek başka dünya varmış gibi,kaynaklarını hor kullanarak,yaşanamayacak hale getirmek için çılgıncasına çabalayan  insanoğlunun aklı ne zaman başına gelecek acaba?
'Dünya değiştirdiğinde' mi?
İki ayağımızın üzerine dikildiğimiz günden beri,efendisi gibi kurumlanarak üzerinde barındığımız dünyamızın bize verdiği uyarı işaretlerini daha ne kadar görmeyeceğiz acaba?
'Dünya değiştirdiğimizde'mi?
İyi de ya çocuklar?
Behçet Necatigil'den ödünç alarak:"Biz bir şey istemezdik/Çocuklar olmasaydı.."


Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 87.gün)

18 Haziran 2015 Perşembe

Young and Restless

Okullar kapandı,daha doğrusu dersler bitti,şimdi de temmuz ayına dek seminer dönemindeyiz.
Seminerlerin büyük bölümü ramazana denk geleceği için de, isteyenlerin evlerinin bulunduğu yerdeki seminerlere katılabilecekleri serbestisi nedeniyle, birçok gurbet kuşu, görev yerlerinden evlerine erken döndüler.Hatta birkaçı okulumuzdaki seminere katılıyorlar,üstelik üçü de  eski öğrencilerim yeni meslektaşlarım...
Dün yine eski öğrencim yeni meslektaşım olan sınıf öğretmeni bir arkadaşları da ziyarete geldi,biraz sohbet ettik.
Hepsi de gencecik,çiçeği burnunda öğretmen  olmuşlar,artık kendileri de insan yetiştirme yolunda yürümeye başlamışlar..
Onları böyle görünce sevindim elbette,ilk öğretmenlik izlenimlerini öğrenmek istedim,ikisi de dert küpü..meğer mesleğe yeni başlayanların çoğunun da durumu aynıymış..

Yıllar önce televizyonda izlediğimiz 'kadın dizisi 'diye küçümsenenlerden birinin adıydı bu,biz Yalan Rüzgarı adıyla izlemiştik..

Öğrencilerimi dinleyince aklıma bu isim geldi nedense..

Pırıl pırıl,umut dolu,cıvıl cıvıl, memleketin en ücra yerlerine gönderdiğimiz bu gençlerin  önlerine anlayışlı,şefkatli,insan yürekli idareciler çıkarılmamalı mı?

Bu genç insanların gözlerindeki ışığı söndürmek,onları içine kapanan,suskun ve küskün birer çiçek haline getiren yöneticilerin yaptıkları yanlışları gösteren birileri olmamalı mı?

Evinden ilk kez ayrılan,çalışma yaşamının zorluklarıyla hem de en zor koşullarda birden karşı karşıya kalan gelecek kuşaklarımızın rehberleri,yolgöstericileri,hiç olmazsa hatırlarını sormaya gelen biri bulunmamalı mı?

Genç ve huzursuz olmaları boşuna mı?
Bu genç ve huzursuz ve mutsuz kitleler ülkemizin yönetiminde söz sahibi olduklarında biz eskileri nasıl suçlayacaklar ve o zaman kendimizi hangi yüzle savunabileceğiz?


Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 86.gün)

16 Haziran 2015 Salı

Dön De Aynaya Bak

Geçen hafta sonu,cumartesi akşam tiyatrodaydım..Kendi ilçemizin sahnesinde...
İzmir Gaziemir Belediyesi'nin tiyatro topluluğu Artiz Mektebi adlı oyunu (turneye mi çıkmışlar!) sahnelediler..
İzmir'den burayı nereden bulup da gelmişler,derken anlaşıldı ki,oyunu hem yöneten hem de önemli rollerden birini üstlenen kişi buralıymış..
Yani kendi evinde sahne almaya,marifetlerini göstermeye gelmiş..
20.30'da başlaması gereken oyun,akşamüzeri bastıran sağanağın ardından elektrikler de kesilince gecikmeli başlayabilmiş,başlayabilmiş dedim çünkü ben de oyuna 20 dakika gecikmeli gittim;ama zannederim bir şey de kaçırmadım..
Sıkıla sıkıla bir şey izlemek nedir,bir kez daha yaşamış oldum..22.40'ta biten (Nihayet!)oyunu izlerken bir gözüm saatte,bir gözüm de sahnedeydi,şaşı vaziyetteydim kısacası..
Henüz amatörlükte de emekleme düzeyinde olan topluluk üyeleri sahneye ve de turneye çıkmadan önce keşke bir eleştiri aynasından baksalardı kendilerine, düzeltilmesi gerekenleri görür,sahneye öyle çıkarlardı..
Halkımıza güldürü ver,hem de en bayağısından,bak nasıl izliyorlar kolaycılığından  ve aldatmacasından nasıl ve ne zaman vazgeçeriz bilmem;bir de bunu tiyatro diye yutturma çabasından..
Sağduyusu kuvvetli halkımız iyi ve güzel olanı da çok iyi bilir oysa ve değerlendirmesini de...
Eğer önüne çıkanlar basit ve bayağı örneklerse onlarla eğlenip,kendi yoluna gitmesini de..
Oysa hem eğlendirip hem de güzel şeyler anlatan daha nitelikli  ne oyunlarımız var..
Sahnede izlediğim tiyatro heveslisi oyuncularla ne oyunlar sahnelenebilirdi!
Kısacası un var,yağ var,şeker var ama helva yapılamamış!Ah boşa giden hevesler!

Bu arada bir de temennimi dile getireyim oldu olacak,şimdi bağ bahçe zamanı biliyorum ama,İzmir'in Bademler Köyü Tiyatrosu'nun ilçemize gelmesini isterim ..Belki bu temenniyi bir duyan olur,belediyemizin halkla ilişkiler yahut kültür işleri cenahından...
Çünkü bugün duyduğuma göre Artiz Mektebi ekibini getirtebilmek için araç bedelini belediyemize ödetmişler,ki o da 2000 lira tutuyormuş!Bilet satma işinde de gönüllü olarak koşturan birçok kişi olmuş
Eh buna para bulunuyorsa,daha iyisine haydi haydi bulunur,diye düşünmekteyim...
Böylece ülkemizin ilk ve en eski,oyuncuları köylülerden oluşan tiyatro topluluğunu izleme fırsatı buluruz..
Ne denir,isteyenin bir yüzü karaymış!..Duyurması da bedava !...

Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 84.gün)



15 Haziran 2015 Pazartesi

Zambaklar Açarken

Filiz Akın ile Kartal Tibet'in başrollerde oynadığı güzel bir sinema filminin de adıdır;( hatta aynı isimli hoş bir  şarkısı da vardır filmin)  ama benim kastettiğim başka..
Zambaklar açıyor şimdi de..
Bembeyaz mis kokulu çiçekleriyle zarafetin timsali olarak şimdi sahneyi onlar devraldılar..
Hanımelilerse sokakların şimdilik tek hakimi;köşebaşlarını ve evlerin girişlerini tutmuş durumdalar,onları koklamadan geçmek yasak..
Ihlamurların da eli kulağında..
Yakında sokaklarımızın yeni sahibi onlar olacaklar,tabii birkaç hafta için..
Nasrettin Hoca'nın dediği gibi,bu bahar gibi havalara kimsenin itirazı yok;yağmurun felaket olarak indiği köyler dışında...
Daha dün akşamüstü gürleyip duruyordu,bir yerlere yağdı mı,yağdıysa zarar verdi mi bilmem?


Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(iade edilene dek geçen 83.gün)

12 Haziran 2015 Cuma

Kalp Düşünebilseydi Atmaktan Vazgeçerdi

Bir süredir aklıma takılan  bir isim,Pessoa,Fernando Pessoa..
Bir süre önce,rahmetli Cüneyt Türel'in de o güzelim sesiyle hayat verdiği ,TRT Ankara Radyosu'nun bir radyo tiyatrosunda duymuştum ilk kez..
Portekizli şair ve yazar..
Radyo tiyatrosunda da onun bir şiiri okunmuştu,dilimize yapılan bir çeviriyle..Biraz önce bakınırken ekşi sözlükte yeniden karşıma çıktı aynı dizeler:

"Acıların Dansı

kimsenin masadan kaldırmadığı
dolu bir kadeh gibi işe yaramaz
kederden yoksun kalbim
başkasının acısıyla taşar

yüzü kederli hayaller
heyecan duymak içindir yalnızca
korkulan onca acı
demek ki yok aslında

ipek kâğıtlarla kaplı bir sahnede
oyun değil, bir kurmaca
bir mim, acının dansında
görmesin diye, hiç kimse..."

Bir de şunlar:


"şair aldatıcıdır.
öyle mükemmel aldatır ki
acı çekiyormuş gibi yapacak olur
oysa acıdır hissettiği."

Başlıktaki cümle/dize de onun...

Dışarıda gök gürlüyor,yağmurun eli kulağında..
Çocukların karneleri verildi çoktan her nereye gideceklerse gittiler,okulda öğretmen olarak sadece ben varım,idareciler ve diğer yardımcı personel dışında yani..
Sabah erkenden annemle babamı ziyaret edip,geldiğim için bugünlük yapacak başka ziyaretim de yok,önemli bir işim de...
Şimdi  var olan sadece can sıkıntısı ve tatile alışana kadar geçmesi gereken o tuhaf boşluk hissi...

Bugün Şehit Er Muammer Güler'in de şehitlik yıldönümü..
Sakarya Kaynarcalı Muammer Güler 12 Haziran 1969'da şehit olarak ilçe mezarlığının şehitlik bölümüne defnedilmiş..Annesi Nazmiye Hanım ile babası Muhittin Bey hayatta mıdırlar ,henüz 21 yaşındayken şehit olan oğullarının yasını hala tutmakta mıdırlar bilmem ?
Bildiğim hiç ziyaretçisinin olmadığı;kuşlardan,rüzgarlardan, yağmurlardan,karlardan ve gün ışığından başka...

Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 80.gün)

9 Haziran 2015 Salı

Sevgili Hakkı ve Murat

8 Haziran 1985'te, henüz 31 yaşındayken, Siirt'te şehit olan J.ÖYZB. Hakkı AKYÜZ,
Gidişinin üzerinden otuz koca yıl geçmiş,hayatta kimlerin kaldı,bilmem..
Dün öğleden sonra mezarına uğradığımda henüz gelenin olmamıştı..
Şehit arkadaşlarınla birlikte 30. yıldönümü kutlaması yapıyor muydunuz bilmem ama mezarını yıkayarak ve üzerine gül yaprakları serperek kutlamalarınıza katılmak istedim.
Sabah başlayan sağanak yağmur zaten ortalığı şenlik yerine çevirmiş,iyice yıkanan tabiat renklerini parlatmış,bir ağızdan ötüşen kuşlarla  etraf mezarlıktan çok,az sonra çocukların bağırış çağırış içeriye doluşacakları parka dönmüş..
Bu sabah yerel gazeteden okuduğuma göre Şehit Aileleri Derneği üyeleri dün seni ziyaret etmişler,iyi de etmişler..Ziyaret fotoğrafında aile üyeleri çıkmamışlar,belki de görünmek istemediler..
Sadece seni değil,9 haziran 1987'de ,henüz 21 yaşındayken,Nusaybin'de şehit düşen Murat Erdem'i de ziyaret etmişler,daha da iyi etmişler..Ziyaret fotoğrafında acısı yüzünden okunan kadınlar da vardı..
Hafta sonu memleketimizde genel seçimler vardı..
Sizin gidişinizden sonra kaçıncı seçimdir bilemeyeceğim,aziz milletimiz yeni dönem için kararını verdi,daha doğrusu kendi adına memleketi yöneteceklere mesajını..
Umut edelim ki, sonuç hayırlı ve sizin eşsiz fedakarlığınızı hak eden bir netice olsun!
Ruhunuz şad olsun.kabriniz ışıklar içinde olsun!



Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 77.gün)

3 Haziran 2015 Çarşamba

Bir Vapur Geçer..


Vapur


Yürek değil be, çarıkmış bu, manda gönünden, 
teper ha babam teper 
paralanmaz 
teper taşlı yolları. 
Bir vapur geçer Varna önünden, 
uy Karadeniz'in gümüş telleri, 
bir vapur geçer Bogaz'a doğru. 
Nazım usulcacik okşar vapuru, 
yanar elleri..

(27 Mayıs 1957)
   Vatan hasretini,sevdiklerine hasretini dile getirdiği bu dizeleri ve daha birçok dizeyi bize bırakıp sonsuzluk alemine göçen Nazım Hikmet'in ölümünün 62.yıl dönümü bugün..
"İçimde mis kokulu bir gül gibi duruyor "dediği zamana karıştığı günün yıl dönümü..
"...Benim o kendi kendinden bile gizleyerek sarkık bıyıklarının altından gülen halkım.."dediği milletimizin gönlündeki yeri eksilmeyerek...
"Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması..'Ben' deyip susması,'sen' deyip ağlamaklı kalması.."dizeleri insanın içini yakan..
"..Kimi insan ezbere sayar yıldızların adını,ben hasretlerin.."dizelerinin sahibi..
"..Yazılarım otuz kırk dilde basılır,
 Türkiye'mde Türkçe'mle yasak.."dizelerindeki kederin sahibi..
Nazım Hikmet eserleriyle Türkiye'de ve Türkçe'de yaşıyor..hala!

 Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 71. gün)

1 Haziran 2015 Pazartesi

Yalnız Seni Arıyorum

Orhan Veli'nin sevgilisi Nahit Hanım'a mektuplarından oluşan kitabı okuyorum şimdi..
Geçen hafta sonu kitap almak için kütüphaneye gittiğimde yeni yayınlar rafında görüp aldım.
Öğretmen  olan Nahit Gelenbevi Hanım,1909 doğumluymuş.
1914 doğumlu olan Orhan Veli'den, altı yaş büyükmüş yani..
Ama Orhan Veli ne çok sevmiş onu..
Ona yazdığı mektuplardaki satırlarına öyle yansıyor ki..
"Emin ol,dünyada hiçbir şeyden zevk almıyorum.Bütün bu tatsız günler içinde yalnız seni arıyorum."
"Sen benim için daima tek varolan şeysin.Senden başka hiçbir şeyim yok.Hiçbir şeyim olmasını da istemiyorum.
"Nedir benim hayatım Nahit?Ne var benim hayatımda?Bütün yokluğuna rağmen hayatımdaki tek kadın sensin.Hayatımdan şüphe etmen de manasız.
...Hayatımı bütün gerçekleriyle bilmeni çok isterdim.Bilhassa son günlerde yeni zevkler,yeni maceralar aramak şöyle dursun,en basit ihtiyaçlarımı bile halledemiyorum.Değil gezmek eğlenmek,herhangi bir insanla konuşmak imkanından bile mahrumum.Çektiğim sefaleti,çektiğim sıkıntıları bilsen beni bu türlü şüphelerle üzdüğün için cidden utanırsın.Bir çorap alamadığıma üzüldüğüm, birçok günlerimi sabahtan akşama kadar aç geçirdiğim bir sırada sen tutturmuşsun,'Nasıl yaşadığını biliyorum' diyorsun.Bilmiyorsun Nahit;bilsen böyle bir şey söyleyemezsin."

Bir yandan da Ankara'da Tercüme Bürosu'ndan ayrılışı,İstanbul'da iş arayışı,Yenisi adlı şiir kitabını bastırma telaşı,hiç bitmeyen parasızlığı..o kadar ki Nahit Hanım mektuplarının içine pul koyuyor,böylece Orhan Veli,sevgilisine yazdığı mektupları postalayabiliyor:
"Pullara teşekkür ederim.Geçen sefer öyle bir sebep yoktu ama bugün sahiden işe yaradı."
"Nahitçiğim,mektubunu eve gönder,diyeceğim;çünkü İstanbul'a inemiyorum.Her gün inmek çok masraflı.Bütün varidat menbalarım (gelir kaynaklarım) kapandı.

 Sevgilisinden uzakta ve yokluklarla boğuşarak yaşamak zorunda kalan bir aşık olarak her mektubunu özlemle dolduruyor:
                                                                                                              İstanbul,10 Şubat 1947
 "Nahit,
   Bir haftadır senden haber alamıyorum.Vaktin mi yok,hasta mısın,yoksa kasten mi yazmıyorsun?Kısa da olsa cevabını bekliyorum.
   Gözlerinden öperim.    
                                             Orhan Veli"
 
 Yazdığı şiirlerin bazılarını ilk ona gönderiyor..
 Yeni yazı dediği latin harflerini sadece imzasında kullanıyor,mektuplarını eski yazıyla yazıyor.
 Mektupları aynı zamanda sanat ve edebiyatçılar geçidi gibi,tanıdığım tanımadığım pek çok sanatçının adı geçiyor..
..Kitabı evire çevire okumaya devam...


  Okulumun adı iade edilsin:Yaşasın Polatlı Lisesi!(İade edilene dek geçen 69.gün)