Mevcibâlâ
19 Ocak 2026 Pazartesi
Aksesuvarcı
Hafta sonu Küçük Tiyatro sahnesinde izledim..
İstanbul'dan gelen turne oyunu..
Josef Bieder'in Yıldızının Parladığı An ya da kısaca Aksesuvarcı..
Eberhard Streul'un yazdığı oyunu Yücel Erten çevirmiş,Ali İpin de yönetmiş..
Hatta kendisi de oynamış..
Ama turnede sahneyi Murat Karasu'ya emanet etmiş..
Yıllar önce Refik Erduran'ın Bahçemdeki Ayı oyununda Cabbar Bey rolünde izlemiştik..
Yine izlemek isterdik..
Murat Karasu da mütevazı oyunuyla iyiydi..
Hatta mizansen gereği seyirciyle diyaloğa geçtiği bazı sahnelerde pek hevesli birkaç seyirci onu şaşırttı mı bilmem..
Her neyse..
Oyun, iptal edilmiş bir oyunun aksesuvar görevlisi Bieder'in elinde aksesuvarlarıyla sahneye girişiyle başlıyor..
Güya her şeyden habersiz seyirci de oturmuş, oyunun başlamasını bekliyor..
Onları boşuna geldikleri konusunda uyarıyor..
Yani bizi..
Sonrası çorap söküğü gibi..
Aksesuvarla dekorun farklarından,aksesuvarcılarla dekorcular arasındaki iş rekabetine,kulis dedikodularına,Bieder'in de sahne sanatlarına olan ilgisine ve mesleğine olan aşkına dek bir yığın anlatım..
Güldük,eğlendik,dışardaki müthiş soğuğa inat,içimiz ısındı..
Bir buçuk saat..
Emeği geçenlerin ellerine sağlık..
12 Ocak 2026 Pazartesi
FAUST
Ankara Devlet Tiyatrosu'nun bu sezonki oyunu..
Hafta sonu matinesinde gidip izledim..
Küçük Tiyatro'da..
Yönetmenliğini Ayşe Emel Mesci'nin yaptığını okuyunca gittim demeliyim aslında..
Onun önceki işlerini,çalışma titizliğini bildiğim için..
Gitmeden önce yorumları okuyunca da daha heveslendim..
Tek endişem üç saatlik oyunda uyuyakalma endişesiydi..
Neyse ki böyle bir şey olmadı..
Hem de D sırasında boş kalan sekiz kişilik yere geçince daha bir açıldı gözlerim..
Sonuç:
Mefisto rolünde Sükun IŞITAN'ı tebrik ederim..
Gerçekten bütün övgüleri hak ediyor..
Bir de "demlenmiş" bir oyuncu olarak nasıl keyifle oynuyor !..
Onun dışında upuzun bir metin ezberlediği için Faust rolünde Emre Başer'i de takdir etmek gerek..
Yine "demlenmiş" bir oyuncu olarak Nihat Hakan GÜNEY de çok başarılıydı..
Sadece dişçisinin ya da protezlerinin gadrine uğramıştı galiba..
Konuşurken sesi ya ıslık gibi çıkıyor ya da peltekleşiyordu..
Kıdemli oyunculardan Eray Eserol ve Meltem Keskin Bayur da akılda kalanlardandı..
Diğer rollerde bulunan genç oyuncular ellerinden geleni yaptılar elbette..
Ama Sükun Hanım'ın tadını çıkara çıkara oynayışı -bence- bizi alıp götürdü..
Sahneleme konusunda epeyce emek sarf edilmişti..
Küçük Tiyatro'nun küçük sahnesini verimli kullanabilmek için sahneyi katmanlar halinde kullanmışlar,bu sayede daha ferah bir kullanım imkanı ortaya çıkmış..
Emek verenlerin ellerine sağlık..
Işık konusunda tiyatrolarımız her zaman harikalar yaratıyorlar..
Bu kez de öyle..
Etkileyiciydiler..
Kostümler biraz kafa karıştırıcı geldi bana..
Fantastik ögelerde iyice fantastik çizimler yapılmış ama Faust'ta neredeyse günümüz kostümü kullanılmıştı..
Bir de sahne aksesuarı olarak market arabası kullanılınca biraz karışık bir uygulama olmuş,diye düşündüm..
Ama bütünüyle bakıldığında,işiği,dekoru,kostümüyle etkileyici bir oyun ortaya çıkarılmıştı..
Ayakta alkışı hak eden bir ekip işiydi..
Biz seyirciler de öyle yaptık..
Oyun sonuna kadar neredeyse kimse gitmedi..
24 kişilik oyuncu kadrosunu bütün salon ayakta alkışladı(k)..
Benim için de Sükun Hanım, oyunları takip edilecek oyuncular arasında artık..
Son olarak Frederick William Burton'un yaptığı " Faust'un Margareth'i ilk gördüğü anın resmi "ni ekleyerek bitireyim yazıyı..
Çok etkileyici bir resim doğrusu..
Faust'un dünya güzelliklerine hayranlığını ve Margaret'in masum gençliğini ne güzel yansıtıyor..
15 Aralık 2025 Pazartesi
BENELÜKS ÜLKELERİ-17 Bern'den İstanbul'a
Avrupa gezisinin sonuna yaklaşıyoruz artık..
Strazburg'un birbirinden güzel masal şehirlerini gezdikten sonra gece de sevimli bir Fransız kasabasında kaldık..
Kendisini ifade ettiği gibi çiçekler içinde bir yerdi..
Sabah yürüyüşünde sokaklar boyu ilerlerken kente nasıl sahip çıkıldığını-yine imrenerek-gördüm..
Gittiğimiz her yerde gördüğümüz gibi burada da hayatı hem keyifli hem konforlu kılmak için ayrıntılar düşünülmüştü..
Yerel yapılar özelliklerini bozmadan restore edilmiş,turistik bir yer olmamasına rağmen yine de kentin yerel ve doğal güzellikleri ortaya çıkarılmıştı..
Küçücük bir kasaba olmasına rağmen hem de..
Şanslı insanlar..
Kahvaltı sonrası küçük kafilemiz toparlandık ve İsviçre'ye doğru yola çıktık..
Bugünkü ve gezideki son durağımız Bern'e gideceğiz..
Yollar bir haftadır görmeye alıştığımız üzere akarsular,yeşil arazilerle çevrili..
Ve Bern'deyiz..
Buradaki havaalanından memlekete döneceğiz..
Bizim megapollerle kıyaslanmasa da bir sanayi şehri olduğu belli..
Ve elbette bir akarsu kıyısında..
Bunun adı Ren..
Yazın ortasında olmamıza rağmen gürül gürül akan koca bir nehir var karşımızda..
Adet olduğu gibi önce rehberle kısa bir tur attık..
Sonra serbest vakitte kendimiz de biraz dolandık sokaklarda..
Düzenli,sakin,temiz,kendini korumayı başarmış bir Bern olarak kendini gösteren kentin sokaklarında..
Turist kalabalığı tabiî ki burada da eksik değildi..
Kent meydanında bulunan tarihî bir yapıda dolaşırken gelen müzik sesi hepimizi orada topladı..
Bir sokak sanatçısı küçük bir konser veriyordu kemanıyla..
Zevkle dinledik..
Kulaklarımız güzel ezgilerle dolarken gözlerimiz de bu tarihî yapının duvarlarını süsleyen resimlerde dolaştı..
Yapıdaki mimarî ayrıntılardaki estetik inceliklere hayran olmaktan da kendimizi alamadık elbette..
Sonunda memleketimize dönüş vakti geldi..
Havaalanı,uçağa yerleşme,pamuk yığınlarına benzeyen bulutlar arasında uçuş..
Gökyüzündeki yolculuk da keyifliydi..
Sonunda kendi güzel ülkemiz ve ne olursa olsun dünyanın en güzel manzarası karşımızda:İstanbul..
Evde olmak ne güzel..
14 Aralık 2025 Pazar
Sonbahara Son Güller
İstanbul Devlet Tiyatrosu'nun "gülünü' biz de hafta sonu Şinasi'de salon dolusu Ankara "gülleri" olarak izledik..
Salondaki seyircilerin çoğunluğu hanımlardan oluşuyordu,her zamanki gibi..
Özen Yula'nın yazıp yönettiği oyunun konusu 12 Eylül 1980 gününü konu alıyor..
Gaziantep'te Ferah Saz Gazinosu'nda olağan bir gece birbirini izleyen olaylar dizisi ile olağanüstü bir geceye dönüşüverir..
Her biri başka bir dert yumağı kaderi sürükleyen beş alaturka şarkıcı hanım,gazinonun patronu,komisi,şarkıcı Fitnat'in sevgilisi evli ve dört çocuklu,karısı ağır hasta Osman Bey,Diğer şarkıcı Seniha'nın sevdiği "komünist" Ali ve hepsinin birbirine dolanan kaderleri..
İki perdelik oyun iki buçuk saate yakın sürdü..
Bol bol söylenen alaturka şarkılara pes perdeden eşlik ettik..
Bana rahmetli Muazzez Abacı'yı hatırlatan Feyruz adlı şarkıcı rolünde Simten Nazlı Ulutaş ve diğer rollerdeki bütün oyuncular iyiydi..
Hem şarkıcı hem oyuncu olarak..
Gazino patronu Hamdi Bey'i canlandıran Eren Özyalçın Gaziantep ağzını çok iyi çalışmış..
Yer yer biraz fazla kaçsa da takdir edilesi bir çaba doğrusu..
Oyunda da yine yer yer fazla uzatılmış sahneler vardı..
Onları biraz budasalar daha iyi olabilirdi,diye düşündüm seyrederken..
Arkadaki beş kişilik saz ekibi ise oyunun asıl oyuncuları ile aynı ölçüde performans sergilediler..
Baştan sona şıkır şıkır hem eğlenceli hem hüzünlü tam seyirlik bir oyundu..
Tam ihtiyacımız olan kısacası..
Üstelik şarkıcı/oyuncuların fotoğraflarının renkli ışıklı çerçevelerde girişte sıralanması,salona inen merdiven başına gazino girişini anımsatan renkli ışıklar ve kırmızı perdeler konması da oyunun sahnelenmesindeki özeni gösterdiği kadar,dışardaki hayatı birkaç saat için geride bırakmaya gelen bizleri hemen saran bir hoşluktu..
9 Aralık 2025 Salı
BENELÜKS ÜLKELERİ-16 ALSACE- Equishim ve Colmar
Alsace bölgesinin masal köylerini gezmeyi sürdürüyoruz..
Son olarak Equishim'deyiz..
Hepsine hayran olduk ama bu sonuncu hepsine baskın çıktı..
Çok çok güzel bir küçük şehir..
Bu güzelliğini duyan geldiği için de sokaklarda balık istifi geziliyor adeta.. o kadar kalabalık..
Ama gezilip görülmeyi hak ediyor doğrusu bu tarihî belde..
Önce rehberli sonra serbest zamanda kaybolmalı gezi..
Bol bol fotoğraf çekmecesine..
Nereye bakacağımızı şaşırıyoruz..
Bir yandan da zaman hızla akşama evrildiği için gündüz gözüyle gezebilmenin telaşı içinde koşturuyoruz..
Burası da bir su kıyısına kurulu..
Dolayısıyla köprüler de şehrin mimarisine dahil..
Buna bir de köprülerin de evler gibi çiçeklerle süslenmesi girince görüntü dayanılmaz oluyor..
Ortaçağ mimarisini yansıtan evlerin titizlikle korunması bir yana bunların en çekici unsurlarla,en turistik hale getirilmesi nasıl güzel bir şehir yaratmış,görmek lazım..
Islah etmek adına sokakların altına gömülen derelerimiz aslında ne güzel görüntüler ve kimbilir ne değerli iklim katkıları sunabilirmiş..
Bizim büyük küçük bütün şehirlerimizde yıkılmaya terk edilen evlerimiz ne güzel olabilirmiş,kafamızda bunları hayal ederek dolaşıyoruz sokaklarda..
Colmar gezerken gözlerimizi güzelliklere doyurdu ;bizde olanların değerlendirme konusunda ne yanlışlıklara kurban gittiğini,neler yapılabilecekken neler yapılmadığını görme bakımından da doğrusu içimiz burkuldu..
Son fotoğraf da bu toprakların güzelliğini soluyarak büyüyen Bartholdi'nin evine ait..
Ünlü Özgürlük Heykeli'nin yontucusunun doğup büyüdüğü evi de akşam karanlığında görüp dönüş yoluna koyulduk..
Gün boyunca birbirinden göz alıcı şehirler görüp güzelliklere doyan gözlerimiz ve yorgun bedenimizi dinlendirme zamanı artık..
Yarın turumuzun son günü..
Memleketimize döneceğiz..
Önce Benelüks ülkelerinin topraklarında son bir tur atacak,İsviçre'ye geçecek,Bern'deki havaalanından eve yollanacağız..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



















