11 Mayıs 2026 Pazartesi

FIRAT'IN İZİNDE-2

Erzincan'dan Tunceli'ye - Munzur Vadisi ve Gözeleri
Dört günlük gezimizin ilk günü Kemaliye'yi gezmiş,Erzincan'da gecelemek üzere ilerlerken gezi planında da bulunan Girlevik Şelalelerine uğramış ve nihayet Erzincan'a ulaşarak dinlenme imkanı bulabilmiştik..
Sabah sekizde yola çıkılacağı için ezanla beraber kalkıp, gün ağarırken yürüyüşe çıktım.. Şehir merkezindeki otelin çevresinde uzunca yürüdüm..
Şehri çevreleyen tepesi karlı ulu dağlar nereye baksam manzaraya dahil oluyordu.. İnsana hem güven hem ürperti veren bir hal..
Şehir tam anlamıyla dağların ortasındaki düzlüğe kurulmuş.. Defalarca deprem felaketi yaşayan bir şehir olarak caddeler geniş,binalar da az kat olacak şekilde,hatta tek katlı olanlar ağırlıkta olarak planlanmış.. İyi de olmuş.. Ferah bir şehir ortaya çıkmış.. Bunu ikinci gün akşam Elazığ'a gelince daha iyi anladım.. Elazığ'da şehir merkezi daracık sokakları insanın üzerine abanmış gibi duran çok katlı apartmanları ile çok sıkışık ve kasvetli bir his veriyordu.. Yürüyüşün sonuna doğru bastıran yağmuru seyrederek,Erzincan'ın ünlü tulum peyniri ve balının da eksik olmadığı güzel bir kahvaltı ettik.. Keyfimiz iyice yerinde.. Yola düşmeye hazırız.. Erzincan'dan çıkarken ova boyunca sıralanmış tek katlı evlerden oluşan mahalleler iyice göze çarpıyor.. Allah bu güzel şehri bir daha bu felakete uğramaktan korusun.. Bugünkü gezi planınımızda Munzur Vadisi var.. Tunceli'ne doğru yol alıyoruz..
Yolumuzun üzerinde Ağlayan Kayalar diye isimlendirilen,aslında bu mevsimde küçük şelaleler olan bir doğal güzellik var.. Karayolunun kıyısında olduğu için de hemen görüp geçebileceğiz..
Erzincan'daki yağmur da yerini güneşe ve pırıl pırıl bir gökyüzüne bıraktığı için hem şanslı hem memnunuz.. Oradan sonra devam eden yol boyunca vadinin vahşi güzelliği hepimizi çok etkiliyor..
Derin uçurumlar,dimdik yükselen doruklar ve bembeyaz kar örtüsünün altındaki yeşil bitki örtüsü..
Buralarda baharın başına denk gelen gezimiz nedeniyle bahar çiçekleri henüz boyunlarını uzatmamış.. Kimbilir belki bir yaz başında yine yolumuz buralara düşer de görürüz.. Uzun yol boyunca manzara etkileyici heybetini hiç kaybetmedi..
Derken Tunceli'ne geldik.. Şehir içinde panoramik bir tur atarken görmeyi en çok istediğimiz bu şehrin şirinliğini beğendiğim kadar,Gülistan Doku meselesi de zihnimde döndü durdu..
Tunceli vadiye adını veren Munzur Çayı'nın kıyısına,inişli yokuşlu ama yeşili bol bir bir araziye yerleşmiş güzel bir şehir;keşke daha fazla gezme imkanımız olsaydı ama tur programında yok,bu kadarıyla yetinmek zorundayız..
Kısmetse bir kere daha geliriz..
Şansımıza yol kenarına kadar inmiş dağ keçilerine rast geldik.. Poz verircesine uzun uzun yol kıyısında otlanıp durdular.. Otobüs durunca bol bol fotoğrafları çekildi.. Tunceli'de Ovacık'a yakın olan Munzur Gözelerine geldik..
Burası Munzur'un dağ içinden kaynayan sularının çağıl çağıl döküldüğü bir yer.. Kuş sesleri sus sesine karışıp bir huzur vadisi oluşturuyor..
Sadece bu hali bile şifa kaynağı aslında.. İnsanların akın akın gelmeleri boşuna değil..
Öte yandan efsanelere konu olduğu için kutsal kabul ediliyor yöre halkı tarafından.. Nitekim hem bizim kafiledeki hanımlardaki gözeleri ziyaret etme hevesinden hem gelen ziyaretçi kalabalığından yörenin nasıl bir çekim merkezi olduğunu anlıyoruz.. İnternette de bulunup okunabilen hikayelerin kahramanı Munzur Baba'nın elindeki süt bakracıyla koşarken yere saçılan süt damlalarının düştüğü yerde kaynadığına inanılan kaynak suları her yerden çağıldarken,bir kenarda da çıra satılıyordu..
Mum yerine çıra alan ziyaretçiler adaklar adayıp dilekler diliyorlardı.. Ellerindeki boş şişeleri de gözelerin çıktığı yerden doldurup gelemeyen dilek sahiplerine,şifa uman hastalara veya dertlilere götürüyorlardı.. Anadolu'nun bitmez tükenmez,sayısız inanç merkezlerinden birini daha ilgiyle ziyaret etmenin memnuniyetiyle oradan da ayrılma zamanı geldi.. Sırada Tunceli topraklarını arkada bırakıp Elazığ Sınırlarına ayak basmak var.. Bunun için feribota binip karşıya geçeceğiz.. Fırat'ın izinden gitmeye devam ediyoruz.. Bu arada barajlar nedeniyle birer göl halini alan su havzalarını da görüyor ya da üzerinden geçiyoruz.. Bu kez üzerinden geçeceğiz..
Biz ve bekleyen diğer araçlar,insanlar binip yerleştirildikten sonra 20 dakikalık yolculuk başladı..
Duruma alışkın martılar da kendilerine atılacak ekmek parçalarını kapmak için uçuşmaya başladılar..
Bir kısım yolcu bununla eğlenirken bizler de hemen yanından geçtiğimiz,şimdi bir ada görünümünü almış arazi üstünde yükselen Pertek Kalesi'ni ve çevreyi izledik.. Karşıya geçer geçmez yola revan olduk..
İskelede gördüğümüz şu tabela da hepimizi gülümsetti..
Yaklaşan akşamla ve bastıran yağmurla beraber Elazığ'a ulaştık..
Bu gece Elazığ'ın misafiriyiz..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder