8 Mayıs 2026 Cuma

FIRAT'IN İZİNDE- 1

ERZİNCAN-KEMALİYE Geçen hafta bir otobüs dolusu gezgin Erzincan-Elazığ-Tunceli-Malatya illeri arasında daha çok da Fırat'ın kıyısında ilerleyen bir gezideydik.. Memleketimizi tanıma turlarından biri olan bu etapta da yine aynı şey oldu.. Memleketimizin güzelliği hepimizi çarptı,bir kere daha.. Anlatmaya başlayayım.. 29 Nisan Çarşamba akşam üzeri yolculuk gezginleri toparlamakla başladı.. Bizim şehrimizden katılanların ağırlıkta olduğu geziye Ankara'dan katılanlar da eklendikten sonra gezi rehberini almak için Kayseri'ye doğru yol alındı.. Ancak Ankara'dan sonrasını pek hatırlamıyorum.. Yoğun mesaiyle geçen günün yorgunluğu ve ertesi gün boyunca ilk etap olan Kemaliye'nin gezileceğini düşününce uyumayı tercih ettim..
Güneşin pırıl pırıl doğuşuyla açılan gözlerimin önünde bembeyaz karla kaplı tepeler,yamaçlar vardı.. Bizim yaşadığımız bölgeye kar neredeyse hiç değmediği için buralarda kar örtüsünün hala kalkmaması uyanan herkesin gözlerini pencereye dikmesine sebep oldu.. Erzincan il sınırlarına girince kendine gelen kafilemiz kar örtüsünü seyretmenin keyfini çıkarırken Kemaliye yoluna girmiştik bile..
İlk durak Apçağa Köyü oldu.. Hem kahvaltı edilecek hem de Fırat'ın kollarından Karasu'yun kıvrıla kıvrıla aktığı vadinin manzarasının tadı çıkarılacaktı..
Manzara müthişti gerçekten.. Uzakta karla kaplı tepeleri göz alan dağlar.. Aşağıda masmavi bir kıvrımla akan nehir,karşıda yemyeşil Kemaliye..
Yanıbaşımızda pıtır pıtır çiçeklenmiş,nefis kokularını salmış kocaman leylak ağacı.. Açık büfede sıralanmış tazecik ürünlerle zengin bir kahvaltı masası.. Sabah güneşinin sıcaklığını dallar arasından yansıtan ama yakmaması için de gölgeleyen ağaçlar altındaki masalara kurulan,lezzetli kaynak sularıyla demlenmiş çaylarını ellerine almış,keyiften ağzı kulaklarında bizler.. Gezi güzel başladı..
Kahvaltı sonrası bir saat önce içinden geçtiğimiz Kemaliye'yi gezmek için tekrar otobüslere doluştuk.. Birkaç yıl önce Doğu Anadolu gezisi sırasında gelip, bir gece konakladığımız zaman sabah erkenden kalkıp sokaklarında gezmiş;hatta Apçağa'ya kadar yürümüş,bu güzel beldeye hayran olmuştum..
Yöreye iklimine ve imkanlarına göre ama ince bir estetikle yapılmış hepsi avlulu,bahçeli evleri,arnavut kaldırımı sokakları,her avlu duvarının üzerinden ya da bahçeden taşan çiçekler,yemyeşil dallar,o zaman ağustos sonu olmasına rağmen her sokak kıyısından akan gürül gürül akan sular cennet gibi bir iklimde olduğumuzu gösteriyordu..
Bir köy olmasına rağmen tertemiz ve yemyeşil Apçağa'ya da hayran kalmıştım.. Bu nedenle ne göreceğimi biliyordum..
Yine de biraz şaşırdım.. Apçağa da büyümüş,Kemaliye de.. Yeni yapılar gördüm,turizmden nasibini almaya başlayan bu memlekette.. Daha da nasiplensin ama umarım bu sakin havası hiç bozulmasın..
Kafile halinde götürüldüğümüz "Lökhane"de yörenin en bol bulunan meyvesi dut ve cevizin macun kıvamına getirilmesiyle yapılan bir tür ezmenin tadına bakıldı,alışverişler yapıldı..
"Manili Yol"da kıt arazisi nedeniyle iş bulmak için gurbete giden ve bazıları dönmeyen erkekleri için özlem,sitem dolu duygularını türkülere döken içli Kemaliye kadınlarının yöresel adıyla "Ela Gözlü" manilerinin yazılı olduğu tabelalarla kaplı yolda yürüdük..
Dönüşte yanından geçtiğimiz ağaçlardan çağla toplayıp yedik.. Şehir merkezinde biraz gezindik..
Geçen sefer gezdiğimiz Doğa Tarihi Müzesi'ne,etnoğrafya müzesine,öğretmen evine gitmeye vakit ayrılmayan bu seferki gezide "Karanlık Kanyon"de tekne gezisi ve "Taş Yol"da kısa bir yürüyüş için yola koyulduk..
Önce Taş Yolda kısa bir yürüyüş yapmaya yönlendirilen kafilemize, yapımı 132 yıl sürmüş olan bu yolun dramatik hikayesi anlatıldı. Vadiler içine kurulmuş olan Kemaliye'yi Divriği'ne bağlayacak bir yol için çalışkan yöre halkı kendi imkanları ve çok defa kol gücüyle dağ içinden bir yol kazma işine girişmiş.. Her kuşağın bir sonrakine devrettiği yolun bitirilmesi efsane vali Recep Yazıcıoğlu döneminde olmuş..
Uzun ve çok meşakkatli yolun bitirilmesi için yöre halkını teşvik edip bir de çok arzu edilen köprünün de tamamlanmasını sağlayan valinin adını köprüye vererek vefa duygularını gösteren bu çalışkan,duygulu,memleketine çok bağlı,çilekeş insanların memleketi insanı çok etkiliyor gerçekten de.. Bir kere daha gelmek kısmet olur umarım.. Taş Yol hatırladığım gibiydi.. Onca kuşağın,binlerce kol gücünün eseri olan 8 kilometrelik yoldan vadinin görünüşü gerçekten insanı etkiliyor.. Geçen sefer uzun uzun yürüdüğümüz yolda bu kez azıcık yürüdük.. Hemen aşağıda bulunan iskeledeki tekneye yönlendirildik..
Yarım saat süren nehirde tekne gezisi hepimizin nefesini kesecek kadar güzeldi..
Hatta tekneyi hem kullanan hem açıklamalar yapan delikanlının bir ara önerdiği gibi, bir dakika boyunca motorları susturulan teknede vadinin,suyun ama daha çok da bin metreyi aşan yükseklikteki kayalar arasındaki sessizliğin sesini dinleyişimiz herkes için bütün gezinin en unutulmaz anlarından biri oldu..
Sonrası yine araca doluşup geceyi geçireceğimiz Erzincan'a doğru yola çıkmaktı.. Erzincan'a yaklaştığımızda da şehre çok yakın mesafedeki Girlevik Şelaleleri'ne yöneldik önce..
Geçen seferden hatırladığım hatta kahvaltı molasında oturduğumuz yerdi.. Bir kere daha şelale seyrinin keyfini çıkardık yine de..
Sonra yine yola revan,artık dinlenme zamanı..
Bu gece Erzincan'da kalacağız.. Yarın Fırat'ın izinde Elazığ'a doğru yollanacağız..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder